Hayrullah şanzumi
İtin İtikadı (2)
Dünden devam
Evliya Çelebi de, Seyahatnâme'sinde Kangal Köpekleri'nden bahseder. O da, bu köpeklerin “aslan kadar güçlü” ve cüsseli olduğunu yazmaktadır. Doğan Kartay, hem "Türk Çoban Köpeği Kangal" kitabında hem de I. Uluslararası Kangal Köpeği Sempozyumu'nda sunduğu bildiride, Kangalların, Osmanlı döneminde Yeniçeriler tarafından hem askeri işlerde hem de savaşlarda kullanıldığından bahsetmektedir. Kartay'ın bildirisinde, Romalılarda “aslan” sözcüğünün karşılığı olan “Samson” kelimesinin, Türkçe'ye “Samsun” olarak yerleştiği ve Kangalların aslana benzetildiği için Kangalları kullanan birliğe “Samsoncular” denildiğini söylemektedir.
Kangalların iki çeşidi vardır: Akbaş ve karabaş. Akbaşların az tüylüleri vardır, karabaşların ise uzun ve çok tüylüleri vardır.
Kangal köpekleri genellikle çoban köpeği olarak nitelendirilirler ancak bekçi köpeği tanımına daha çok uyarlar. Zira diğer çoban köpeği türleri sürüyü korumaktan ziyade yönlendirme ve yönetmekte ustadırlar. Kangal köpeğinin en belirgin özelliği ise sahibine duyduğu aşırı sadakat ve buna bağlı olarak sahibine ait olduğunu düşündüğü şeyleri korumaya yönelik kuvvetli içgüdüsüdür. Bu nedenle çok iyi bir dövüşçüdür. Kurt, çakal gibi yabani hayvanlara karşı çok etkin bir muhafız olmakla beraber aile fertlerine ve özellikle de çocuklara karşı hiçbir tehdit oluşturmazlar. Dünyada kurt boğabilen tek köpek ırkıdır.
Kangal köpekleri, örnek olarak Namibya'da, Alman çoban köpeklerinden daha üstün koruyucu yeteneklere sahip oldukları için, yaygın bir şekilde yerli çiftçiler tarafından kullanılırlar.
Hiç çekinmeden bir ayıya saldıracak kadar cesur, bir pumayı, domuzu öldürecek kadar güçlüdür. Afrika'da manda sürülerini çitalardan, sırtlanlardan ve hatta aslanlardan korumak için kullanılmaktadır. Bilinen en güçlü köpek ırkıdır.
Bir de Fransız buldoğu söz konusu olsa da buldoğun esas memleketinin İngiltere olduğu tartışmasızdır.
Bu kısa ansiklopedik izahattan sonra esas mevzuumuza nazar edebiliriz.
Köpek veya it tesmiye edilince enva-i çeşit it ve itoğlu itten bahsetmemek na mümkündür. Filhakika itler üzerinde ehil bir heyet tarafından yıllarca araştırma yapıp ansiklopediler hazırlamak için fazlasıyla malzemeye müstahak olmamak mümkün değildir. Şüphesiz ki dünyanın bütün coğrafyasının yapı ve karakteriyle mütenasip itleri mercek altına alınıp bir itoloji enstitüsünün kurulmaması işten bile değildir.
Meseleye biraz da teolojik olarak yaklaşım gösterecek olursak şüphesiz ki Cenabı Hak bütün mahlukatı başta konumuna malzeme olan bütün it ve itgilleri gereğine mebni yaratmış olup mutlak surette en ufak gözle görülemeyen canlı olan mikroptan tutun da en büyük canlı olan dinazor veya bugün en büyük canlı olarak kabul edilen balinaların bile mutlaka kainatın doğal dengesi bakımından bilinen veya henüz tespit edilemeyen birçok vezaifi olduğu tartışılamaz. Mamafih köpekgillerin de mutlaka bu dünya üzerinde bilemediğimiz binlerce görevleri söz konusudur. Peki ya problem işin neresinde diye soracak olursanız kanaatimce problem Yüce Çalap tarafından biz can sahiplerine biçilen vazifelerimizi inadına, inadına savsaklayıp başka mahlûkatın işine soyunmaktan mütevellit olsa gerektir. Mesela bir itin itlik yapmasından daha doğal bir ahval söz konusu değilken bazı insanların adamlıklarını, yani eşrefi mahlukat payelerini unutup inadına, inadına itlik ve de itoğlu itlik yapmaya sayü gayret göstermelerinin esas problem olduğu yadsınamaz.
Bir de insanoğlunun olduğu gibi bütün canlıların başta beslenme, çevre şartları, coğrafya, genetik gibi realitelerden etkilenmemesi mümkün olmadığı gibi bütün canlıların ruhani coğrafya veya iklimlerin tesirinde kaldığını paylaşmak istiyorum.
Mesela Pavlov’un köpek denemesinden hareketle ötekinin medeniyetinin kendi çan sesinden etkilendiği varsayımıyla bizim milli ve de yerli köpeğimiz olan Kangal’ın da bizim manevi coğrafyamızdan etkilenmemiş olduğunu söylemek yanlış olur. Binaenaleyh bir anımı sizlerle paylaşacak olursam “Tam bundan onaltı yıl önceydi. Muammer ve Erol Beylerle Yalova’nın Üvezli Köyünü ziyaret etmiştik. Bu vesileyle camiye girip Yüce Mabudumuza tapınacakken köyün Kangal Köpeği bizim camiye girmemizi canhıraş engellemeye çalışıp saldırıyordu. Çok tecrübeli olan Muammer Hocamız köpeğe yüksek sesle “Yahu kardeş müsaade et de camiye girip namaz kılacağız” der demez köpek zınk diye durup susarak bize eman vermişti. Bizler de hayret etmiştik”.
Bu hatıramı unutmam na mümkündür. Yıllardan beridir hiç kaleme almayı düşünmediğim bu vakayı hayriyeyi geçen günkü mağduriyetime binaen ifade edip karşılaştırmasını sizlere bırakıyorum. Cumayı eda için girdiğim camide birden karşımda bir buldog peydahlanıp Yüce Çalaba kulluğumu ifade etmeye tam gayret ederken hırlayıp dırlayıp kendi genetiğini ve de gerçek kimliğini ortaya koyunca sözün artık bittiği yerdi. Herkes dona kalıp buldogla Kangal’ın farkını idrak etmişti. Adeta bu ahval bir fırsat eğitimiydi. Demek ki itin de itikadı varmış mükellefiyeti olmasa da. Vesselam.
|