Yalnızlığın Şehrinden Koptum Geliyorum…
Yalnızlığı, şehrin yalnızlığına küsmüş, karanlık vadilerinde yankılanıyordu. Kâh asi bir rüzgârın parmak uçlarında kâh taş ve toprağın acımtırak kokusunda hicret ediyordu.
Dağların ihtişamındaki mütevazılık gölgesine sığınmış umutlarını, yalnızlık vadilerinde çimenlerin yüreğine nakşediyordu. Bahara gebe doğumları soğuk, yalnız karların altında iniltilerine saydırıyordu.
Çıplak gecelerin sert ayazlarında, gecenin şavkının düştüğü göletçiklerde, sazlıklarda raks ediyor, gecenin nefesini kendisine yorgan döşek yapıyordu.
Annesini kaybettiği sahneler göğün yıldızlarına takılıyor, Samanyolu özlemlerini yıldızların intiharlarıyla gecesini süslüyordu.
Yokluğun ızdıraplarını avuçlarına unutturuyor, sevgiliye dokunmuş parmaklarını göğsünde ısıtıyordu. Hüzün giymiş şarkıların ahenginde kendinden geçiyor, kara toprağın bağrında aşk arıyordu.
Sahipsiz çığlıkları topluyor, gecenin yamalı bohçasında ay’ın dehlizlerinde gizliyordu. Bir yıldız gibi acılarından kayıp kurtulmak, bilinmezliğin uçurumunda kaybolmak istiyordu.
Gecenin karanlığında kanat çırpan yarasaların çığlıklarını topluyor, sağırlaşmış kulaklara seda yapmaya çalışıyordu. Gözündeki yaşları biriktiriyor, çiğ damlarına ortak arıyordu.
Varlık acısını damarlarındaki kanda hissediyor, avuçlarından kan damıtıyordu. Sevgilinin yollarında dikenler topluyor, her bir dikene acısını dikiyordu.
Fısıltı şeklindeydi konuşması, gecenin karanlığını yalıyordu sevgi nağmeleri. Geçtiği topraklardan besleniyor, ağaçların dallarında meyveye asılı kalıyordu. Her bir parçasını değdiği taşlara bırakıyor, heyelan olup vadilere akıyordu.
Saflaşmıştı gözü artık. Çıplak kalmıştı duyguları, eşyanın arkasındakini görebiliyor, sevgilinin nefesini toprağın altında alabiliyordu. Ayakları buza kesmiş, dudaklarından kasırganın şimşekleri parlıyordu. Gecenin bir yarısında çakıyor, kendi hiçliğinde sönüyordu.
Kayıp bir geçmişin tozlu patikalarında sevgilinin siluetini arıyor, aşkın resmini dağların eteklerine çiziyordu.
Şehrin yanı başında tütsülenmiş kara duman göğün altında ciğerleriyle katranı topluyor, özgürlük nefesini kendi ölümü pahasına şehrin bağrına yolluyordu. Bilinmez bir maceranın sessiz tanığıydı. Gecenin yoldaşı, köpeklerin sığınağıydı. Kayıp yüzlerin, çizilmiş hayatların tablosuydu sırtı. Acısı parmaklarından hissediliyor, öfkenin izleri bataklıklarıydı.
Ey sevgili dön bir kere, gittiğin yerden. Yetimliğimizi dudaklarından dökülen nefesinle bitir. Taşlaşmış yüreklerimize umut tohumları ek. Bir nev baharda yeşersin dirilişlerimiz. Yakarışlarımız gökte yankı bulsun… Vesselam…
|