Nurullah Genç olmak
“Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü”
Diyecek kadar gönlü dolu dili dertli büyük şair
Sıradan yoğun bir günün, mutad bir program akışının akşamında, yorgunluğun iliklerimize nakşolduğu, üzerimizdeki ağırlıkların kilo birimi ile ölçülemediği o atalet halinde, gidip ile gitmemek arasında karar veremediğim bir andı.
Ruhumuz sıcaklığını kaybetmiş, ANEMİ bir hastanın solukluğu var ruhumuzda, otomatik pilotta gidiyoruz. Önceden çizilmiş rotanın koordinatlarını beynimize girerek, uçuyor ruhumuz menzili olmayan bir rotada.
Dün akşam, Nurullah Genç davet edilmişti,
“Sen benimle karanlık gecelerde
Alabilirmisin avuçlarında
Denizin dibindeki bir ateş çiçeğini
Sen benimle kumlara gömülmeyi
Sen benimle ölürken de gülmeyi
Paylaşabilir misin”
Diyen duyguların tercümanı paylaşmaya gelmişti.
“YAĞMUR” yağdırdı yürekçiklerimize, dışarıda İstanbul eksi derecelerde, kar yağışı altında üşürken, yandık da yandık, köz olduk, kor olduk, kül olduk. Paylaştık.
“Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayel köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü”
Diyebilmek için 3 ay deli gömleği giymek gerekiyormuş. Ateşten gömlekler, çileler olmayınca nameler can bulmuyor, ağız denen bahçede, bülbül olmuyor, lal oluyor... Üstad, “yağmur” diyebilmek için 3 ay kapandığını, ZONA hastalığına yakalandığını söyledi.
Bilmem bilir misiniz ZONA denen hastalığı. Ben en güzel ! şekli ile bilirim. Annemden bilirim. Anneme, acıdan yerde yuvarlanıyordu demekten ar ederim. Ama neredeyse dayanılmaz acıya sebep olan bir şey. Derinizi yakar, sinir uçlarında oluşan bir hastalık. Tek ilacı vardır;Morfin
Ancak, acınızı hafifletir lokman hekimler. Hastalığın sebebi aşırı stres ve üzüntüdür. Annemi hastaneye götürdüğümüzde doktor acildeki çalışanları çağırıp gelin görün işte bu ZONA demişti. Bu hastalığa yakalananların önemli bir kısmı acıdan intihar ediyor demişti.
Ne kadar zor “yağmur” diyebilmek,
Fyodor Dostoyevski, Karamazov Kardeşleri yazacaktır. Yayıncıdan biraz avans alır. Ancak, eşi bir zaman sonra tekrar yayıncıya gider, verdiğin para yetmedi, evde yiyecek ekmek yok diyerek para ister. Yayıncı, talebini kabul etmez ve “Karamazov Kardeşler ancak sıkıntıda iken yazılabilir. Her şeyiniz varken bu eser oluşmaz” der.
Dün söylemişti zaten o Genç yürek; şiir yazılmaz önce yaşanır…
Hemen hemen herkes, duyguları uçuşa geçtiğinde, eline kalem kağıdı alır ve karalarda karalar. Yüreğini resmeder satırlarda. Duygu parçacıklarından oluşur kelimeler. Parçalar birleştikçe kafiyeler gelir ardı ardına.
Nurullah Genç, sözlerine, kusura bakmayın hastayım, ayakta zor duruyorum, affedin demişti. performansım düşük olursa şiirin suçu yok, hasta bedenime verin demişti. Şiire saygıya bakın. Şiir saygı gördüğü yüreğe sığınıyor demek ki,
Ama, cesaretim kalmadı dünden sonra. Şairlik her yiğidin harcı değil anladım. Yazmak mutluluk verir. Ama Nurullah Genç i dinlemenin verdiği mutluluğu yaşamak gerekir. Nurullah Genç i dinleyip okuduktan sonra şiir karalamaya cesaretim kalmadı doğrusu.
Şimdiye kadar gördüğüm şairler genelde okuyamazlar. Hem yazan hem okuyan şair. Yüreğe verilen güzellik diline de verilmiş.
“ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür” diyebilmek sevgiliye.
İstanbul Akparti İl Başkanı Sayın Aziz Babuşçu ne güzel söylemişti; Gençlerimizin beyinlerinde Mehmet Akif’ten Necip Fazıl’dan Sezai Karakoç’tan mısralar yok…
Nurullah Genç olmak.
Genç olmak, Nur olmak
Gönül makamlarına sultan olmak,
|