Türkiye Kamu Sen İl temsilcisi Şemsettin Ağar;
Torba Kanunu Çalışanların başına bela
Türkiye Kamu Sen Adıyaman İl temsilcisi Şemsettin Ağar Torba Kanunu ile kamu çalışanlarını başına çorap örüldüğünü söyledi. Şemsettin Ağar yaptığı açıklamada şunları söyledi..
Fatih Ertürk'ün haberi....
Kamu yönetiminin asli unsurunun, kamu personel rejimi olduğunu söyleyen Ağar, Bir ülkenin yürürlükteki kamu personel rejiminin, siyasi otoritenin arzuladığı sistemin yapısını da ortaya koyması nedeniyle kamu çalışanları ile ilgili her konunun, aslında devletin işleyişinin ve takip ettiği ilkelerin bir göstergesi olduğunu söyledi.
Ağar yaptığı açıklamada küreselleşme ve neo liberal anlayış doğrultusunda daha önce hazırlanan sosyal güvenlik reformunun, sağlık reformunun, hastane reformunun, yargı reformunun ve anayasa reformu ile milletin cebine, geleceğine, bütçesine hançer saplandığını iddi ederek, “Bugün de torba kanun tasarısı içindeki 657 sayılı Kanunda değişiklik taslağı ile memurlarımızın yüreğine hançer saplanmaktadır.
Aslında kamu alacaklarına af düzenlemesi getiren maddeleri de barındıran bu torba kanun tasarısı başlı başına dürüst, borcuna sadık, kurallara uyan vatandaşlarımızı cezalandıran bir nitelik arz etmektedir. Bu tür af uygulamaları ile vatandaşlarımızın kanun dışı işler yapması adeta özendirilmektedir.
Bu durumun telafi edilmesi için mutlaka, vergisini, primini, borcunu zamanında ödeyen vatandaşlarımızı ödüllendiren ek bir düzenleme yapılması zorunluluğu vardır. Aksi takdirde seçim yatırımı uğruna tarihin en büyük vergi affını gerçekleştirme yolunda ilerleyen Hükümeti, dürüst Türk insanı asla af etmeyecektir. Kamu vicdanında sorgulanan bu uygulama nedeniyle hükümeti kurtaracak bir af kanunu da çıkmayacaktır.” Dedi.
Bu tasarının kamu hizmetlerinin sunumunda özel sektör anlayışını yerleştirme amacı taşıyan maddeleri barındırdığını söyleyen Ağar, bu tasarı ile kamu hizmetlerinin sunumunu ön plana çıkaran kamu istihdam mantığı, kâr odaklı, esnek, güvencesiz özel sektör anlayışına teslim edildiğini belirtti.
Ağar yaptığı açıklamada şunlara değindi; “Siyaset, kamu hizmetlerini ele geçirmekte ve kamu hizmeti, siyasi partinin hizmeti haline gelmektedir. Bunun en açık göstergesi, tasarıdaki kamuya özel sektörden müsteşar, genel müdür ve başkan gibi üst düzey yöneticilerin transfer edilebilmesinin önünü açan maddedir.
Kamu Personeli Seçme Sınavı ile kamuda görev verdiğiniz personeli, yıllar sonra üst düzey yönetici olabilecek özelliklerden uzaklaştıran bir durum varsa bu çalışanların değil, yıllardır yaratılan, hizmet içi eğitimden yoksun sistemin eksikliği olarak görülmeli ve asıl bu sorun çözülmelidir. Kamu çalışanlarının yükselmelerinin ve kamuda kariyerlerini geliştirmenin engellenmemesi esas olmalı, aksine başarılı çalışmalar ve kendini geliştirme teşvik edilmelidir.
Ama bu yolla memuriyete girişte aranan merkezi sınav kazanma; ilerlemede tahsil ve liyakat şartı zaafa uğratılmaktadır. Kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması kapsamında yapılmak istenilen bir diğer köklü değişiklik de teftiş kurullarının kaldırılarak, denetimsiz bir kamu yapılanmasının önünün açılması idi. Ancak daha önce yargı kararları, siyasi iradenin önüne set çekmiş ve denetim mekanizmasının yok edilmesini engellemişti. Bilindiği gibi 657 sayılı Kanununa göre memurlar istekleri dışında başka bir kuruma nakledilemezler. Kanuna göre hükümetler, görevden aldığı üst düzey yöneticileri kurumlarına Müşavir veya Başuzman olarak atamak zorundadır. Şimdi ise yapılmak istenilen değişiklikle bazı müşavir, başuzman ve müfettişlik kadroları iptal edilmekte ve bu durumdaki personelin Devlet Personel Başkanlığı eli ile başka kurumlara sürgün edilebilmelerinin önü açılmaktadır.
Tasarı ile sorunun çözümü yerine, var olan sorunlar görmezden gelinerek, kariyer ve liyakat ilkesi yok sayılmakta, üst düzey yönetici atamalarında kadrolaşma, siyasi yandaşlık, denetimsiz bir kamu yönetimi, özel sektör-siyasi parti ilişkilerinin meşrulaşması ve hükümet memuru uygulaması esas alınmaktadır.
Kamudaki uzman ihtiyacı, yıllardır Konfederasyonumuz tarafından dile getirilen bir sorundur. Ancak, uzman ihtiyacını gidermek için kariyer uzmanlar da dahil olmak üzere tüm uzmanların sözleşmeli statüde çalıştırılmasını öngören tasarı maddesi kabul edilemez. Tasarı ile kurumların sadece merkez teşkilatlarında görev yapan
Uzmanların özlük hakları iyileştirilirken; kariyer uzmanlığında aranan şartların tamamını taşıyan, yapılan aynı türden sınavlarda yarışarak başarı gösteren ve vatandaşa bire bir hizmet veren taşra teşkilatlarındaki uzmanlar göz ardı edilmektedir. Tasarı bu haliyle de bahse konu uzmanların; kariyer uzmanlığını elinden alarak haklarını gasp etmekte, ayrımcılığa tabi tutarak, eşitler arasında eşitsizlik yaratmaktadır. Görünen o dur ki; kamuda bundan böyle alt düzeyde esnek ve güvencesiz sözleşmeli statüde çalışanlar, üst düzeyde kamu dışından transfer edilen, özel sektör ceoları istihdam edilecektir. Esnek çalışmanın gereği olarak kamuda çalışma saatlerinin düzenlenmesinin kurumlara bırakılacak olması, kamu hizmetlerindeki yeknesaklığın ve ahengin bozulmasına, kamuda çok başlı bir yapının doğmasına neden olacaktır.
Müşteri odaklı bir yaklaşım getirirken, müşteri olarak gördüğünüz vatandaşa hizmet sunan kamu görevlisini görmezden gelmek, onların da insan hakları bağlamında kendini savunma hakkının olduğunu unutmak, konuya yaklaşımın memur dostu gözüyle olmadığını göstermektedir. Yasaklanmış yayın bulundurmanın ceza gerektiren maddeler içerisinden çıkarılması, kamu kurumlarının yargıdan ve denetimden kaçırılan yasak yayınların odağı haline getirilmesini mi amaçlamaktadır? Bundan böyle bölücü içerikli veya sakıncalı yayınlar, kamu kurumlarında mı saklanacaktır? 2002 yılından bugüne kadar yapılan toplu görüşmelerde mutabakata varılan ve uygulanması beklenen 50’den fazla konu varken yalnızca 12 tanesinin 657 sayılı Kanunun özünü ve temel mantığını değiştiren bu tasarıya dahil edilmiş olması bile yapılan çalışmanın mantığını ortaya koymaya yetmektedir.
Daha önce yetkililer tarafından kabul edilen ve uygulanacağına dair söz verilen onlarca madde neden bu tasarıda yer almamıştır? Yoksa bu maddeler de tuzaklarla dolu başka torba kanunların içine mi yerleştirilecektir? Doğrusu merak etmekteyiz.
Demokrasinin yok sayıldığı, sosyal diyalogun tahrip edildiği, memurluk güvencesinin yok edildiği, kamu hizmetinin, iktidar hizmetine dönüştürüldüğü, devlet memurunun hükümet memuru haline getirilmek istendiği bir girişimle karşı karşıyayız. Bunun ötesinde tasarının içeriği kadar, değişiklik sürecinin iktidar tarafından nasıl yönetildiği de son derece önem taşımaktadır. Kamuda memura bakışın nasıl değiştirildiği, toplumda memur düşmanı bir kesim yaratılmaya çalışıldığı yıllardır gözümüzden kaçmamaktadır.
Bu açıdan bakıldığında önümüzdeki dönemde kamu görevlileri için daha zorlu dönemeçler bulunmaktadır. Bu dönemeçlerin başında memurların toplu sözleşme hukukunu düzenleyen çalışmalar gelmektedir. İktidarın, memurlara toplu sözleşme hakkı tanınması noktasında da bilinen samimiyetsizliğini göstereceğinden endişe duymaktayız. Türkiye Kamu-Sen olarak, memurlarımızı toplu sözleşme hakkının uygulanması noktasında, son derece dikkatli olmaya davet ediyoruz.
Yeni bir hakkı veriyormuş gibi yaparak, var olan haklarımızın elimizden alınması oyununa gelmemeliyiz. Bu noktada toplu pazarlıklar sırasında özellikle kamu görevlilerinin temsil edilmesi konusunda, sendikalar arasında ayrımcılık doğuracak bir uygulama kabul edilemez. Hazırlanacak düzenlemede kamu görevlilerinin mümkün olan en geniş şekliyle temsilinin sağlanması gerekmektedir.
Ayrıca örgütlenme özgürlüğünün önündeki en büyük engellerden biri olan sendikalara üye olamayacak kamu görevlilerinin kapsamının daraltılması, özellikle askeriyede 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi olarak çalışan sivil memurların sendikal yasaklarının kaldırılması elzemdir. Buna paralel olarak hali hazırda 11 olan hizmet kolu sayısının korunarak, hizmet koluna dâhil edilecek personelin yeniden belirlenmesi gerekmektedir.
Toplu pazarlıklar esnasında kamu işveren temsilcilerinin, pazarlıkların yöneticisi olarak değil, memur temsilcileri ile eşit statüde olduğunun mutlak surette vurgulanması bir zorunluluktur. Kamu görevlilerinin birçok sorunu işyeri bazında çözüme kavuşturulabilecek, uygulama sorunlarından kaynaklanan sorunlardır.
İşyeri ile ilgili sorunların çözümü için oluşturulan Kurum İdari Kurul kararlarının işlevsiz kalması, memurların birçok sorununun çözümsüz kalmasına neden olmuştur. Bu nedenle Kurum İdari Kurul kararlarının etkin bir şekilde uygulanabileceği bir yapının kurulması gereklidir. Bilindiği gibi bugüne kadar yapılan toplu görüşmelerin tıkanmasının en önemli sebebi, hükümetin kanuna aykırı bir şekilde mutabakat metinlerine uymaması, imza altına alınan konuların hayata geçirilmemesi olmuştur.
Bu durum, hükümetin güvenilirliğinin sorgulanmasına, memurlarımızın hükümete tepki göstermesine yol açmıştır. Yapılacak düzenlemede toplu sözleşme hükümlerinin uygulanması ile ilgili hükümetlere yönelik bir yaptırım konulmaması durumunda yeni uygulamanın, eskisinden bir farkı kalmayacaktır. Türkiye Kamu-Sen olarak, toplu sözleşme hakkı ile ilgili özellikle üzerinde durduğumuz bir başka nokta ise Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun oluşumu ile ilgilidir.
ILO’nun 151. sayılı sözleşmesinin 8. maddesi, toplu pazarlık esnasında uzlaşma sağlanamaması durumunda uzlaştırma kurulu, hakem, arabulucu gibi araçların kullanılmasını önermektedir. Ancak uzlaştırma mekanizmasının mutlak surette tarafsız, bağımsız ve bağlantısız olması gerektiği üzerinde ısrarla durulmaktadır. Dolayısı ile anlaşmazlıkları karara bağlayacak olan kurulun oluşumu, bizler açısından hayati bir önem taşımaktadır. Bu noktada kurulun tarafsızlığı, toplu pazarlıklarda herhangi bir kesimi temsilen yer almayan kimselerin vereceği kararlar doğrultusunda sağlanabilir. Kurulda her iki taraf temsilcilerinin karar verici konumunda bulunması, toplu pazarlıklarda yaşanan uzlaşmazlığın kurula da aynı şekilde yansımasına neden olacak ve kurulun tarafsızlığına gölge düşürecek bir etken olarak karşımıza çıkacaktır.
Nitekim Asgari Ücret Tespit Komisyonunda da taraflar temsil edilmekte ancak, alınan hiçbir karar çalışanlarımızı tatmin etmemekte, asgari ücret artışlarının objektif ölçütler doğrultusunda yapıldığına kimse inanmamaktadır. Bu nedenle tarafsız bir kurul için mutlak surette toplu pazarlık heyeti dışından, bağımsız, bağlantısız ve tarafsız olabilecek bir heyet oluşturulmalıdır.
Kamu Görevlileri Hakem Kurulu, Asgari Ücret Tespit Komisyonu’na dönüştürülmemeli, gerçek görevini yerine getirecek uzlaştırıcı özellikler taşımalıdır. Demokratik bir toplumun en temel özelliklerinden biri de vatandaşlarına siyasete katılma, seçme ve seçilme özgürlüğü tanımasıdır. Ülkemizin en eğitimli kesiminden biri olan kamu görevlilerinin siyasete yapacakları katkı da son derece önemlidir. Oysa daha demokratik bir sistem getireceğini iddia eden siyasi irade, kamu görevlilerinin siyasete katılma, siyasi partilere üye olma gibi en demokratik hakkını dahi vermemiş, yaklaşık 2,5 milyon kişilik eğitimli, tecrübeli ve birikimli kesimi siyasetin dışında tutmayı yeğlemiştir.
Kaldı ki, ülke içinde bir grubun siyaseten yasaklanması, en ilkel demokrasi anlayışıyla dahi bağdaşmayan bir tutum olmuştur. Bütün bu çekincelerimizin yanında asıl üzerinde durulması gereken konu; grevsiz toplu sözleşme hakkının uluslar arası sözleşmelere ve yerel ve uluslar arası yargı organlarının verdiği kararlara aykırı olmasıdır. Ortada birçok yargı kararı varken, daha 1 yıl önce, 25 Kasım 2009’da ülkemizde milyonlarca kamu görevlisi bir günlük iş bırakma eylemi yapmış ve hukuken hiçbir yaptırıma tabi tutulamamışken, yargının bu kararlarını yok sayan bir Anayasa değişikliği, başka bir kaosu çağırmaktadır.
Son olarak Danıştay 12. Dairesi, 9 Şubat 2009 tarih, 2004/4643 Esas, 2005/313 No.lu; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 21 Nisan 2009 tarihli kararları ile memurların grev yapmaları nedeniyle herhangi bir hukuki işleme tabi tutulamayacağını karara bağlamıştır. Dolayısı ile hem yargı kararlarıyla hem evrensel sözleşmeler yoluyla hem de fiili uygulamayla sabit bir hak haline gelmiş olan grev hakkının, kanunlarla yasaklanması kabul edilemez. Memurların toplu sözleşme ve örgütlenme hakkı ile ilgili olarak saydığımız ölçütler Türkiye Kamu-Sen olarak, olmazsa olmazımız; kırmızı çizgilerimizdir. Bu noktada kırmızı çizgilerimizi çiğnetmemeye kararlı olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Memurlarımız açısından son derece önemli gelişmelerin yaşandığı bir süreç içinde bulunmaktayız. Hükümetin bugüne kadarki uygulamalarına baktığımızda, bundan sonra yapacakları ile ilgili şüphelerimiz daha da artmaktadır. Bu nedenle memurlarımız tetikte olmalı, haklarını geriletecek uygulamalara mahal vermemelidir.
Türkiye Kamu-Sen olarak, memurlarımız üzerinden kirli oyunlara girişilmesine, bir hak verilirken başka bir hakkının elinden alınmasına asla izin vermeyeceğiz. Gerek çıkarılmak istenilen torba kanunla gerekse yakında gündeme gelecek olan toplu sözleşme ile ilgili düzenlemelerde kamu görevlilerimizi memnun edecek gerçek düzenlemelerin hayata geçmesi için var gücümüzle mücadele edeceğiz.” Dedi.
www.gazeteadiyaman.com
ETİKETLER :
Türkiye Kamu Sen İl temsilcisi Şemsettin Ağar Torba Kanunu çorap