Naif Karabatak Yazdı
Kılıçdaroğlu Kemal Bey…
Kriz üretmekte üstümüze yoktur. Her şeyden bir kriz, her durumdan bir kaos çıkarabiliriz. Tam tamına 1.400 (anlamayan olur diye yazıyla da bin dört yüz) yıldır kadınlarımızın, kızlarımızın başlarına taktıkları örtü, 2010 yılında ve bir anda kriz olabilir…
Düğüne gidersin kriz, düğünden dönersin kriz, çağrıldığın yere erinmezsin kriz, çağrıldığın yere görünmezsin yine kriz…
Nur topu gibi bir krizimi daha var…
Yeni oldu, henüz 29 Ekim menşeli…
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, namı diğer Kılıçdaroğlu Kemal bey, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna gitmedi…
O gitmeyince de kriz oldu…
Öyle diyorlar…
Hani partisinin adı “Cumhuriyet” ya, “resepsiyonsa biz yaparız” diyerek “Cumhuriyet” gazetesine gitti. Savlarla, Paksütlerler, Sezerlerle…
Yeni cumhurbaşkanın yanına gitmediyse de eski cumhurbaşkanının yanına gitmiş oldu, size de iyilik yaramıyor, hemen kriz üretiyorsunuz.
Kendisini yeni cumhurbaşkanı davet etmişti, yeniye alışkın olmayan bir misyonla yıllardır siyaset yapıyorlardı. Davet eden Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanıydı ama onlar “atamaya” alışkın olduklarından seçimle işbaşına gelenlere saygıda kusur edebiliyorlar…
***
Hem o koskoca Kılıçdaroğlu kemal bey…
Bir beyin oğlu, zor beyin oğlu…
Bir atı var, ala paça peh peh peh!
Mecal vermez kırat kaça hey hey hey!
Az kaldı ülkeyi krize soka, ortamı gere peh peh peh!
Ağam kim, paşam kim, Nigar kim, hanım kim?
***
Kılıçdaroğlu Kemal Bey, Cumhurbaşkanıyla sorununun olmadığını söyledi…
Zaten resepsiyonu protesto da etmiyorlardı…
Gidip gitmemesi neden bu kadar önemliydi, anlayamıyordu. (Bu, basına attığı fırçadan alıntıdır.)
İsteyen giderdi canım, isteyen de evde pişpirik oynardı…
Hem resepsiyon ağır işti, saatlerce ayakta duruyorsun, oturacak bir koltuk bile vermiyorlardı…
Oysa ne güzel koltuğa kurulmuştu…
Şu kaset işi de tam zamanında çıkmıştı…
Kaset krizi, koltuk sevdasını pekiştirmiş, Önder beyin “otur! ama sözümden dışarı çıkma, bakkala gideceksen bile biz birisini yollarız” uyarısını pek hesaba almamıştı…
Önder Sav’ın iki de bir kriz çıkaracağını hesap kitap edememişti…
“Bir kasetlik genel başkan” demesinler diye az uğraşmadı…
İçinden gelse de, gelmezse de, parti tüzüğüne aykırı olsa da, olmasa da, iyi bir çıkış yapıp, koltuğunu pekiştirmeliydi…
Bunun için arada bir demokrat tarafı kabarıyordu…
Sonra da klasik CHP yasakçılığı nüksediyordu…
İki arada bir derede kalıyor, dereyi geçerken paçayı sıvamayı unutmuyordu ama çıpırda boğulduğu da çok oluyordu…
“Gelin!” diye bağırdı heyecanlanarak…
Herkes pür dikkat oldu…
Kaset krizinden sonra “Gelin krizi” mi olacaktı?
Yok, lafının devamı vardı…
“Başörtüsünü çözelim” dedi…
Herkes şaşırdı…
Hani bugüne değin başörtüsü sorununu değil ama başörtüsünü çözdürmek için çok güzel hizmetler vermiş bir camiadan geliyordu. Hatta bunun için üniversitelerin kapısına “ikna” odası koymuş, minik sabilere “bak kızım!” diye öğüt verilir olmuştu…
Bu “çözme” işi pek tutmadı. Daha önce MHP’de “biz çözeriz” deyip, meclise gönderdikleri başörtülü vekillerinin başörtüsünü çözmekle işbaşı etmişlerdi…
Sonra doğrusunu anladık, meğer sorunu çözmekten bahsediyormuş…
Hemen yeni bir kriz başladı; başörtüsü krizi…
Önceden “örtünememe krizi” vardı, şimdi “kapanma krizi” baş gösterdi…
Kılıçdaroğlu Kemal beyin kulağı pek çabuk çekildi…
“Ben öyle demedim” diye her zamanki gibi çark etti, iki ters bir düz örgü ördüğünü söyleye başladı.
Tam alışmıştık ki, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı geldi çattı…
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, “eşli” resepsiyon yapacağını duyurdu…
“Başörtüsü Çankaya’ya çıktı” sözünü çoktan unuttular ama “kamusal alanları tarumar olacak”tı…
O zaman resepsiyon boykot edilmeliydi…
Tam da “uyumlu” bir portre çizdiği zamanda, 29 Ekim de nereden çıktı?
Kılıçdaroğlu Kemal beyin konuşmasına fırsat vermeden “partinin görüşünü” açıklayanlar vardı. Gerçi sonra “bu partimizin görüşü değildir” dedi ama ona uygun da davrandı.
O zaman iki ileri bir geri gitmenin yolunu bulmalıydı…
Boykot edilmeyeceğini, herkesin özgür olduğunu (bir de esir olabiliyorlar, cumhurbaşkanlığı oylamasına milletvekillerini bırakmamışlardı ya) söyledi Kılıçdaroğlu Kemal bey.
Kendisinin gidip gitmeyeceğini ise 29 Ekim’de görecektik…
Nefesler tutuldu, 29 Ekim iple çekilmeye başlandı…
Ve Kılıçdaroğlu Kemal Bey, Atatürk’ün makamında verilen 29 Ekim resepsiyonuna katılmadı. Onun yerine Cumhuriyet Gazetesi’nin resepsiyonuna katıldı.
Yani sözünde durmuştu, sonuçta bir resepsiyona katılmıştı…
Ben de katıldım, kendi memleketimde, valimizin verdiği resepsiyona…
Kriz miriz yoktu burada, herkesin keyfi yerindeydi, Kılıçdaroğlu Kemal beyin katılmaması hiç kimsenin umurunda da değildi…
Ağam kim, paşam kim, Nigar kim, hanım kim, peh peh peh!
ETİKETLER :
Kemal Kılıçdaroğlu Naif Karabatak Cumhuriyet Resepsiyonu