Naif Karabatak Yazdı
Ahlaka dikkat çekenlerin ahlakı
Toplumun farklı kesimleri ve farklı meslekleri, ahlak kavramını da kendince açıklar. Günümüzde “etik” olarak anılsa da, ahlak, etiği de kapsayan çok önemli bir değerdir.
Gazeteciler, kendi mesleğinde etik değerlerin önemsendiğine vurgu yapar. Doktorlar öyle, avukatlar, hâkimler, savcılar, polisler, askerler ve daha birçok meslek mensubu, slogan haline getirmişçesine önce etik değerlere önem verdiklerine vurgu yaparlar…
Etik değerleri “misyon” ve “vizyon”a koyan çok da uyan ne kadar aslında önemli olan burası…
İstanbul’da dört polis memuru…
Önce bir işletmeye “kimlik uygulaması” diye gidiyor…
Sonra işletme sahibinden (muhtemeldir ki) günlük rüşvetini alıyor…
Daha sonra da üçü yabancı, dördü Türk olmak yedi kadının da aralarında bulunduğu 11 kişiyi dışarı çıkarıp, minibüse bindiriyor…
Polis aracıyla ve 11 vatandaşla birlikte yoluna devam eden dört polis, yolda hem avukat, hem savcı, hem de hâkim görevi üstlenmiş olmalılar ki, 8 kişiyi yolda indiriyor…
Üç yabancı kadınla yola devam eden polisler (yine muhtemeldir ki) Emniyet’in yolunu şaşırıyor…
Polislerden birisi gideceği yere gitmeyi beklemeden, araç içinde yabancı kadınlardan birisini taciz ediyor…
Sonra iki kadını daha yolda bırakıyorlar…
Onların da sorgusu(!) tamamlanmış demek ki…
Ve ellerinde kalan son kurban, 32 yaşındaki Azeri kadını, karakola veya emniyete değil, Çatalca’da ormanlık alana götürerek tecavüz ediyor/ediyorlar…
Ahlak polislerinden gördüğü ahlaksızlıktan sabaha karşı kurtulan kadın, bu defa başkasının cinsel saldırısına maruz kalıyor…
Ve mecburen “Ahlaklı” polis bulmak umuduyla bir polis merkezine sığınıyor…
Şükür ki, o merkezdeki polisler ahlaklı olduklarından, işletme sahibinin de ifadesini alarak savcılığa suç duyurusunda bulunuyorlar…
Eğer iddialar doğruysa ahlaklı polisler, ahlaksız polisleri mahkemeye veriyor…
Etik değerleri önemseyenlerle, etikten bihaber olanların farkı da ortaya çıkıyor…
Konumuz ahlaki değeri düşük polislerin tüm suçlarını buraya yazmak değil elbet…
O kadınların ahlaki durumu da konumuz değil…
Görev verilenlerin, görevini başarıp başarmadığı da önemli değil.
Önemli olan, aldığı görevi, ahlak dışı bir şekilde kendisine kalkan olarak kullanıp, kullanmadığıdır…
Polis olmak, suçsuz olmak demek değildir.
Hâkim ve savcı olmak da suçtan arınmak için bir gerekçe değildir.
Ahlak ve mesleki etiğe uyup uymamasıdır esas olan…
Gücü elinde bulunduranların, yargıyı etkileme şansları yüksek oluyorsa, vatandaşı veya ülkemizde misafir olanların, yani halkı kim koruyacak?
***
Tecavüzcü polisleri duyunca geçen yıl yaşadığım olay aklıma geldi…
Yeğenimin sünnet düğünündeyiz…
Çocukların sevecenliği, mutlu günün coşkusuyla düğün yapıyoruz…
Birden bire üst üste patlayan silah sesiyle düğünümüzün zehir olma anı ve uzunca sürecek bir mahkeme dönemi, sonunda da düğün sahibini suçlu ilan edecek süreç başladı…
Kim, nereden bilirdi?
Yol kontrolü yapan polislerden kaçan alkollü bir vatandaş, kavşağa yakın yerden dönerek düğün salonuna dalmış…
Ellerinde ağır silahlar olmak üzere yaklaşık on polis, adeta terör estirerek, kadınları ve çocukları korkutarak, düğüne katılanların hepsine o geceyi zehir ederek var güçleriyle bağırıyor, (buna bağırma da denmezdi ya neyse) kaçan adamı arıyorlar…
Sakinleştirmek(!) bana düştü…
Aracın plakasını anons ettirdim, çıkan yoktu…
Dönünce ne göreyim, bir adamı bütün polisler, tekme, tokat ve dipçikle öldüresiye dövüyorlar…
Konuklardan birisiyle tartıştılar ve onu dövüyorlar sandım ve kim olduğunu, kimi dövdüklerini sordum…
Sormak yasak…
Yersin dipçiği…
Şaka değil, kendisini polis sanan birisi dipçiği yüzüme doğru iterek “yaklaşma vururum” diye adeta kükrüyor, adeta tehditler savurarak beni korkutmaya çalışıyordu.
Al başına belayı…
Baktım bunlar polisten başka her şeye benziyor, içeride yüzlerce konuk var, en ufak bir tedbirsizlikte ortalık kan gölüne dönecek…
Emniyet müdürünü arayıp, durumu anlattım…
Ve polislere “sizi şikâyet edeceğim, pişman olursunuz” dedim…
Alışkınlar ya…
Ben şikâyet etmeden onlar aynı gece karakola giderek beni şikâyet etmişler; “polise mukavemet” etmişim…
Ağır silahlı, yaklaşık on polise mukavemet edecek kadar kafayı yediğimi sanmıyorum ama belki de süper güçlerle(!) donatılmışımdır da haberim yok…
Bir buçuk yıl mahkemeye gittim geldim.
Bir türlü derdimi anlatamadım, “bu adamlar polis değil, bu adamlar huzur bozan adamlar” diye…
Onlar polis ya, onların yalanına, yalancı şahitlerine inandılar…
Onlar kamu görevlisiydi…
Ben ise 30 yıl kamu görevinde bulundum, halen de kamu hizmeti yapıyorum…
Mahkeme beni “anarşist” sanmış olmalı ki, bir yıl ceza aldım…
Ortada darp yok, küfür yok, görevi yaptırmama yok (zaten adamı öldüresiye dövdüler, daha nasıl görev(!) Yapacaklardı, merak ediyorum.)
Bununla kalınmamış tabii.
Mahkeme, benim ileride suç işleyebileceğimi de düşünmüş. (Demek mahkeme hâkimi ileride suç işlemeyeceğini garanti altına almış…)
İleride suç işleyeceğimden(!) indirimlerin hiç birini uygulamamış, ertelenmemiş…
Ve hakaret eden cümleler, küçük düşüren beyanlar… (bunun için hakaret davası açacağım.)
Ve onlar polis, biz vatandaş, hakkımızı arayan(!) da mahkeme…
“Adalet bunun neresinde?” diye tam soracakken, İstanbul’da bir karakolda çıktı; ahlaklı polisler, ahlaksız polisleri mahkemeye verdi.
Çünkü bugün başkasına ahlaksızlık edenleri koruyanlar, yarın kendileri de mağdur olabilir.
ETİKETLER :
Naif Karabatak Ahlak Polis