‘Umut İstasyonu’ Raflarda yerini aldı
Röportaj: Emin YEŞİL
“Sevmek, sevebileceğince doya doya sevmek. En olumsuz hallerde bile mutlu olmak için bir nedeni olmak. Umut taşımak, umutlu olmak, umudu yaşamak ve insanlara umut taşımak. Umut istasyonu 'nda bekleyenlerin gözlerini yolda koymamak.
Beni bilen bilir, bilmeyenler varsın Polyannacılık desinler modern terminolojilerden kelimeler aşırarak. Ben sevmeyi seviyorum. Umudu seviyorum.
Umutla sevgiyi harmanlayınca hasadın büyüdüğünü yine modern dilde bir kavramla ifade etmek gerekirse, sinerji doğduğunu, bunun iliklerime kadar işlediğini hissediyorum. Gelin umuda giden yolu gözyaşlarımızla sulayıp, balçığa çevirmeyelim insanlığın müşterek yolunu.
Faydasız ağlayışlarımızla gözlerimizi ümitsizliğe dûçar kılmayalım. Yolu balçıklaştırdığımızı görelim. Unutmayalım ki, yol balçıklaştıkça yürümemiz zorlaşacak. Batmamız kolaylaşacak” diyor Adıyamanlı olan Sultangazi İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Kızılay piyasada 1. Baskısı kısa zaman içinde tükenen “Umut İstasyonu” kitabında.
Sultangazi İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü hemşehrimiz Mehmet Kızılay’ın merakla beklenen ilk kitabı geçtiğimiz günlerde raflarda yerini aldı. Kısa zamanda 1. Baskısı tükenen “Umut İstasyonu” adlı kitabı ile okuyucuları ile buluşan Mehmet Kızılay ile “Umut İstasyonu”nu konuştuk.
Kitap yazmak fikri nereden geldi aklınıza? Yani sizi buna iten ne oldu?
Aslında bir anda akla gelen bir şey değil kitap yazmak. İlkokul yıllarımdan beri şiir, öykü, deneme gibi edebiyatın çeşitli türlerine ilgi duymakla beraber, yazma serüvenim defter arkalarına karalanan şiirlerle başladı diyebilirim. Sonraki yıllarda bu tutku sürekli bir şekilde artarak devam etti ve en nihayetinde Umut İstasyonu ile ete kemiğe büründü diyebilirim.
Kısaca kitabın uzun bir mazisi var diyebiliriz. Melih Cevdet Anday “ Şimdi şimdi anlıyorum ki yazdığım oyunlar, romanlar benim şiirimin ön çalışmaları imiş. Petrol kuyusu ararken ilk çıkanlar gibi bir şey.” Ustanın deyişiyle biz de bolca toprak çıkardık ve çıkarmaya devam ediyoruz.
Çocukluğunuzdan beri ilgi duyduğunuzu belirttiniz. Bu zaman sürecinde katılmış olduğunuz etkinlikler veya kazanmış olduğunuz ödüller var mı?
Tabii okul dönemlerinde çeşitli ödüllere layık görülmüş olmakla beraber duyguların yarıştırılması bana çok tuhaf gelir. O yüzden edebiyatla ilgili yarışmalara katılmıyorum. Zaten ödülü hak edeni belirleyecek objektif değerlendirme ölçütlerinin olmadığını, jüri düzeyindeki insanların objektif olabilme yeteneklerinin her zaman tartışılmaya açık olduğunu ifade edebilirim.
Ulusal düzeyde birçok yarışmada jüri üyesi oldum. Jüri üyelerinin psikolojilerini iyi bilirim. Ne kadar iyi niyetli olunursa olunsun tam bir tarafsızlık gösterilememesi, eserin gerçek hakkının verilememesi bu tür etkinliklerden beni uzak tutan önemli sebeplerdir. Başta da ifade ettiğim gibi duyguların yarıştırılmasını asla doğru bulmuyorum. Ama güzel şiir okuma yarışması tarzı yarışmalar mutlaka düzenlenmeli, bu tip etkinliklerle edebiyat halk düzeyine çekilmeli ve sevdirilmelidir. Sahip olduğum kitaptan daha önemli bir ödül olamazdı zaten.
Umut İstasyonu demişken, birinci baskısının bittiğini öğrendik. İkinci baskısı olacak mı? Olacaksa yakın bir tarihte mi olacak? Ayrıca devamında yeni bir kitap çalışması var mı?
Elbette ikinci baskısı olacak. Hazırlıklar tamamlandı. İkinci baskısına Bengisu Yayınları’nın ev sahipliği yapacağını da burada ifade etmek isterim. Gerek birinci baskıyı tüketen kıymetli okuyuculara gerekse bizi yüreklendirerek ikinci baskı teklifinde bulunan Bengisu Yayınları’nın değerli yöneticililerine teşekkürü borç bilirim.
Birinci baskı tükenmeden, ikinci baskıya geçmeden yeni kitap çıkarmama kararım vardı. O yüzden hazırda bekleyen ikinci kitabımın da çok yakında okuyucusuyla buluşacağının müjdesini verebilirim. Tabii ikincisini yayınevinin ısrarına rağmen henüz teslim etmedim. 
Bunun sebebi ise biraz daha olgunlaşmasını beklemek. Zaten onu verdiğim gün üçüncü kitabın hazırlıklarının da başlamış olacağını, bunun bir heves, bir heyecan işi olmadığını hayatımın sonuna dek devam sürdürmeyi düşündüğüm bir vazgeçilmezim olacağını büyük bir içtenlikle açıklayabilirim.
“Umut İstasyonu” kitabınızın içeriği hakkında bilgi verir misiniz? Kitabınızda neyi anlatmaya çalışıyorsunuz?
Umut istasyonu, konularını tamamen hayatın içinden seçen; içinde yaşadığı toplumun acılarını, mutluluklarını, normları, kuralları ile beraber tabularını ve göreneklerini çoğunlukla kinayeli bir dil kullanarak ifade eden bir eserdir. Toplumsal bir konu ile ilgili olduğunu düşündüğünüz bir yazıyı kimisi beşeri ve yasak bir aşk olarak yorumlarken, kimisi herkesten gizli yaşanılan Allah sevgisine ait bir aşk olarak değerlendirebilmektedir. Bazen ayıplarımızı ve yasaklarımızı, bazen bu ayıp ve yasakların hayata artı değer katmadığını gösterebilmek adına yoğun bir çaba içerisinde görebilirsiniz. En önemlisi ise, kitabın hiçbir yerinde bir karamsarlık havası bulamazsınız. Zaten adının UMUT İSTASYONU olmasının sırrı da buradadır. Yani her bireyin umudu hak ettiğini, umuda sahip olmakla beraber umudu dağıtmak gibi bir sorumluluğu olduğunu yazıyor kitap. Bazen okuyucuyu günlük hayattan koparıp bir uçurtmanın peşine takarak dağ bayır dolaştırmaya gayret ettim. Gelen olumlu tepkilerden anlıyorum ki amacıma da ulaşmışım.
Kitap bir edebiyat kitabı olması hasebiyle birçok konudan esin aldığı ortada. Kitapta size ilham kaynağı olan en önemli öğeler nelerdi?
Yazan bir insan için doğadaki her şey başlı başına bir ilham kaynağı olabilir. Nitekim edebiyat alanında yapılmış çalışmaları aklımızdan geçirdiğimizde doğada yazar ve şairlere ilham kaynağı olmamış hemen hemen hiçbir şeyin kalmadığını görürsünüz. Ama ister ilahi, ister beşeri olsun en nihayetinde her yazının bir ana düşüncesinin olduğu ve bu düşüncelerin çok büyük çoğunlukla aşktan beslendiğini ifade edebilirim. Doğaya duyulan aşktan, sevgiliye duyulan aşka, içinde yaşadığı topluma duyulan aşktan Allah’a duyulan aşka kadar birçok temanın aşktan beslendiğini ifade etmekte yarar görüyorum.
Etkilendiğiniz Yerli veya Yabancı Yazarlar Var mı? Eserlerinizin bunlardan etkilendiğini düşünür müsünüz?
Tabii ki var. Hem de birçok usta yazar var. En başta yazarı Allah(c.c) olan Kuran-ı Kerim diyebilirim. Yerli olarak İsmet Özel, Ahmet Altan, Halil Cibran, Mehmet Akif, Necip Fazıl, Ahmet Özcan, Behçet Necatigil, Yavuz Bülent Bakiler ve hemşerimiz Mehmet Metiner gibi bir çok değerli kalem ustasından bahsedebilirim. Yine Montaigne, Goethe, Baudelaire, Rimbaud gibi çok önemli yabancı yazarların yazı hayatım üzerinde etkileri olduğunu ifade edebilirim. Eserlerin ustalardan etkilenmesi meselesine gelince; en ünlü yazarların bile yukarıda ifade ettiğim gibi küçücük bir doğa hadisesi örneğinde dahi bir yerlerden etkilenmiş olabileceğini düşünüyorum. O halde yazar ifadesini kullandıktan sonra o ifade artık yazarın olmaktan çıkar ve topluma mal olur.
Tabii ki kopyala yapıştır yöntemli yazılardan, ya da imgesi sökülerek bir yerlere montelenmek suretiyle üretilen şiir ve yazı bozmalarından bahsetmiyorum. Ancak gökkuşağından hareketle, gökyüzünün tüm insanlığın malı olduğunu ve gökkuşağının tüm dünya insanlarının yüzlerinde bir tebessüm vesilesi olmasını işleyen bir yazarın o gülümsemeyi belirtmekle tekeline alamayacağını gökkuşağının yine herkesin malı ve ilham kaynağı olabileceğini akıldan beri tutamayız. Ama kimisi gökkuşağının renklerinde doğanın canlı parlak renklerini görürken kimisi biz kucağımızı açtığımızda arada bir gökyüzü belirir ve yedi rengi kucaklamayı bilir yaratandan ötürü her yaratılanı severiz diyebilir.
Gökkuşağı gibi, Samanyolu gibi, Zühre yıldızı gibi doğa harikası ürünler geçmişte edebiyata malzeme olduğu gibi dünya var oldukça olmaya da devam edecektir. Bunu kimsenin engellemesi mümkün değildir. Burada görev okuyucuya düşmektedir. Okuyucu kaliteli ile toplama ve yamalama olan eserleri birbirinden ayırt edecektir.
Kitabınız bitince ilk kime okuttunuz?
Kitap tabii bir anda bitmedi. Ama her yazımı tamamladığımda en yakınımda olan eşime okudum ve o da her zaman sabırla dinledi. Bazen çok beğendi bazen eleştirdi. Bütün bölümlerini tabir-i caizse fırından çıkar çıkmaz ona okudum veya okutturdum. Bir kadın hassasiyetiyle gayet çelebi ve zarif bir üslupla eleştirilerini yaptığındandır ki, kitaba yer yer kadın eli değdiği yorumlarını aldım okuyucularımdan.
Kitap çalışmasının yanında edebiyatla ilgili ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
Yayın kurulunda yer aldığım Özgün İrade Dergisi’nin edebiyat bölümünün editörlüğünü yapıyorum. Düş Çerağı adıyla dergide yer bulan edebiyat bölümünde 2 yılı aşkın bir süredir yazmakta ve aynı zamanda yönetmekteyim. Ayrıca zaman zaman Ayvakti Dergisi, Ansiklopedia Dergisi, Hece Dergisi vb. Edebiyat dergilerinde yazı ve şiirlerim yayınlanmaya devam etmektedir. İşlerimin yoğunluğu nedeniyle birçok dergi, e-dergi, gazete ve e-gazeteye de ürün veremediğimi belirtmek isterim. Özgünirade.com, körpekalemler.com, antoloji.com vb. birçok internet sitesinde çalışmalarım yayınlanmaktadır.
İkinci kitap dediniz bahsetmediniz? Adı belli midir? Umut İstasyonu ile aynı paralelde veya türden midir? Okuyucu kitlesi bakımından, hedef kitle kimlerdir?
Kesin olmamakla birlikte “SEN YOLA DÜŞÜNCE” ismini uygun gördüğümü açıklayabilirim. Umut İstasyonuna göre biraz daha pişmiş, biraz daha yerli yerine oturma sabrı ve iradesi göstermiş bir çalışma diyebilirim. İçeriği hakkında çok şey konuşmak istemiyorum. Günlerce, aylarca hatta yıllarca ilmek ilmek dokuyup bir araya getirip satır satır işlediğim duygularımın iki kapak arasında okuyucunun burnuna kokusunu vererek solunmasını ve okunmasını daha anlamlı bulduğum için anlatacaklarımın eksik kalacağını düşünüyorum.
Hedef okuyucu kitlesine gelince, tabii ki bunu kategorize etmek doğru değildir. Gönlümden geçen her yaş grubunun, her yöre inansının hatta her milletten insanların okumasıdır. Ancak umudun en diri tutulduğu ve en canlı yaşandığı dönem olan delikanlı çağında olanların duygularına daha yakın bir kulvarda bulacağını, daha büyük gençlerin ise, 25-45 arası anlatılanları hayatın biraz daha içine katarak anlamlandıracakları ümidindeyim.
Son olarak özellikle yazar adaylarına neler söylemek istersiniz?
Ustaların bu röportajı okuma ihtimalini de göz önünde bulundurup haddim olmayarak biraz da temkinli olarak birkaç şey söylemek istiyorum. Bir defa okumadan yazmak mümkün değildir. Okurken seçici olmak, yarar sağlamayacak okumalardan kaçınmak bilgi zehirlenmesinin önüne geçmenin en önemli yoludur.
Bilgi zehirlenmesi dememin nedenini soracak olursanız, sebebi şudur: İnsanın midesi gibi beyninin de seçici olduğunu ve her önüne geleni mideye attığında yaşadığın gıda zehirlenmesi gibi, beyne attığından da bilgi zehirlenmesine sebep olursunuz.
Seçici ve kaliteli okumalar. Edebiyat üstadlarının dizlerinin dibine yakın durmak ve öğrendiklerini bol bol paylaşmak. Paylaşılmayan öğrenmeler, kişinin kendisine bile fayda vermez. Tıpkı koltuk altınıza alıp kimseyle paylaşmayıp küflemeye terk ettiğiniz yiyecekler gibi. Kısacası bol bol okuyacak, bol bol yazacak ve bol bol paylaşacaklar. Paylaşmaktan geri durmasınlar, okumaya erinmesinler, yazmaktan çekinmesinler.
Mehmet Kızılay kimdir?
Ben 1974 Adıyaman Merkez doğumlu olmakla beraber aslen Kâhtalıyım. İlk ve Ortaöğrenimimi Adıyaman’da Yüksek öğrenimimi ise Niğde Üniversitesi Eğitim Fakültesinde yaptım.
İstanbul Sultangazi’ye 1997 yılında ilk atama ile öğretmen olarak atandıktan sonra 2002 yılında yöneticiliğe atandım. Yöneticiliğin bütün kademelerinde çalıştım. Halen yönetici olarak görevimi sürdürmekteyim. Evli ve iki çocuk babasıyım.
www.gazeteadiyaman.com
ETİKETLER :
Adıyaman Kahta Mehmet Kızılay Yazar Şair İstanbul Sultangazi