Hanefi Avcı Edirne'de ne hata yaptı
Hanefi Avcı “Haliç’te Yaşayan Simonlar” İsimli bir Kitap yazdı, Şimşekleri Üzerine Çekti… Önce Merkeze alındı, Sonra bir çok kesimin hedefi oldu…Hanefi Avcı’yı iyi tanıyan Yazarımız Nevzat Çiçek yazdı.
Hanefi Avcı ile yakinen ilk görüşmem ve tanışmam 2008 yılında Taraf Gazetesi’nde çalıştığım dönemde kendisiyle beş saati aşkın bir görüşme yaptığım Edirne’de, nehir kıyısındaki Polis dinlenme tesislerinde oldu.
Avcı o sıralar Edirne Emniyet Müdürüydü.
Bana, kendisininde bir zamanlar görev yaptığı Diyarbakır’ı, Kürt meselesinin bilinmeyenlerini, Fadime Şahin olayı, Faili Meçhul cinayetleri ve daha birçok olayı dinlemiştim.
Bunları haber yapmak amacıyla değil gerçekten öğrenmek istediğim için Avcı’ya müracaat etmiştim.
Avcı, bu görüşmemde özellikle Susurluk süreci ve Cem Ersever’in öldürülmesi olayını ayrıntılarıyla bana anlatmıştı.
Avcı’nın o gün anlattığı çoğu şeyi, başka kaynaklardan ve yeni çıkan kitabından da tekrar teyit ettim.
Avcı’nın o gün bana anlatmadığı veya hiç bahsetmediği şeylerin başında ise Fethullah Gülen ve onun gönüllüler hareketiyle ilgili bilgiler gelmekteydi. Onca saatlik konuşmamız sırasında Avcı, bir tek kelime bile o gönüllülerden bahsetmemişti.
Kaldı ki benimle aynı dönemde İstanbul Ticaret Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuyan Avcı’nın kızının kaldığı yer dolayısıyla herkes Avcı’nın “Fethulahçı” olduğunu iddia ediliyordu.
Telefonlarını buyur Gardaşım diyen açan Hanefi Müdür’ün yıllar sonra aynı şekilde cemaatin her tarafı ele geçirdiğini iddia etmesi ister istemez bende de kafa karışıklığına yol açtı.
Okuduğunuz bu değerlendirmeyi yazmak için çok araştırma yaptım.
Sakarya’dan Edirne’ye, Ankara’dan İstanbul’a kadar bir çok insanla gidip bizatihi görüştüm ve “Hanefi Avcı’nın yazdığı kitabın nedenini, zamanlamasını ve bundan sonra olacakları öğrenmeye çalıştım”
Bütün bunları yaparken asla ne bir ön yargı besledim nede peşinen bir hüküm peşinde gittim. Avcı tarafından iddia edilenlere karşı iddiaları dinlemekten ve bunların somut delillerini öğrenmekten başka öteye gitmedim.
Öncelikle şunu belirteyim ki Avcı’nın yazdığı kitap, çok önceden planlanmış bir kitap değil. Zaten Edirne’de yaptığımız görüşmede de Avcı, bana emekli olduktan sonra kamuoyunun bilmediği bir çok şeyi kitabında yazacağını ifade etmişti.
Ancak, kamuoyunun bilmediği şeylerin bugün Avcı’nın kitabında iddia edilen şeyler olduğunu emin olamıyorum.
Çünkü Avcı’nın o gün bana anlatıp da kamuoyunun bilmediği birçok şey daha sonra Ergenekon Soruşturması ile birlikte ortaya çıkan şeylerin bir kısmıydı. Peki, Avcı neden bu kitabı acele bir şekilde yazmıştı.
Avcı’nın bu kitabı yazma sebebi olarak anlatılan husus, Avcı’nın telefon dinleme rahatsızlığının ana sebebinin kendisinin özel hayatını ilgilendiren bir meselede açık vermesi olarak anlatılıyor.
Edirne’de yaşadığı iddia edilen bu olayla ilgili açık vermeyeceğini düşünen avcının bizatihi emniyet müdürü iken açık vermesi Avcı için kâbus olduğu iddia ediliyor.
Avcı’nın bunun kamuoyuna yansıtılmasının önüne geçmek için böyle bir kitabı acelece piyasaya sürdüğü gerek emniyet gerekse de başka yerel kaynaklar tarafından iddia ediliyor.
Bir başka iddia edilen husus ta Hanefi Avcı’nın elindeki kaset ve dinlemelerin birçok insanı huzursuz ettiği meselesi. Avcı, uzun yıllar istihbaratta görev aldı ve kendinin çok yakinen tanıdığı insanlar vasıtasıyla bu ilişkisini kesmediğini herkes çok net bir şekilde biliniyor.
Dolayısıyla Hanefi Avcı’nın elinde olduğu iddia edilen görüntü ve ses kayıtlarının Avcı’nın en büyük güvencesi ve dayandığı temel unsur olduğu yine Avcı ile yakın çalışmış kişilerce ifade ediliyor. Bu bakımdan yeni belgelerin ve kayıtların ilerleyen dönemde ortaya saçılacağını Avcı’da söylüyor
Hanefi Avcı Edirne’de görev yaptığı dönem için “Devleti ele geçiriyorlar” dediği Fethullah Gülen gönüllüleri ile temasını hiç kesmedi.
O ilde “İmam” diye tabir ettiği insanlarla görüştü, onlarla sohbetler etti ve çocuklarını da onların mensup olduğu okullara göndermekten çekinmedi.
Aynı şekilde geçmişten bu güne kadar bir çok meseleyi gazeteciler Avcı’nın sayesinde öğrendiler.
Emasya gibi bir uygulamayı kamuoyuna duyuran Ali Bayramoğlu bile bu belgeleri inceleme fırsatını Hanefi Avcı’da bulduğunu ve Avcı’nın Hrant Dink Cinayetindeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını ifade ederken Avcı, Bayramoğlu’nun söylediklerini onaylıyordu.
Dolayısıyla ortada gerçekten çok ilginç bir durum vardı.
Çünkü kitapta birçok çelişki bulunuyor, ancak bu çelişkiler bize Avcı’nın söylediklerinin tamamını yabana atma hakkı vermiyor.
Mesela bu çelişkilerden bir tanesini çok yakinen bildiğim için ifade edebilirim ki Avcı’nın Adapazarı Emniyet Müdürü’nün tutuklanması ile ilgili olarak söylediği şeylerin çoğu yanlıştır.
Adapazarı Emniyet Müdürü’nün tutuklanmasında bizzat rol oynayan kişi Hanefi Avcı’nın bizzat tanıdığı ve geçmişte beraber görev yaptığı kişilerin başında geliyor. Peki, nasıl oluyor da Avcı, bu işte de Fethullah Gülen gönüllülerini suçlayabiliyor.
Bu tip suçlamaları geçmişte İslamcılar “Elit kesim” için yaparlardı. Sonra Elit Kesim “Nurcular ve Nakşîler” için bu tip suçlamalarda bulundu.
Bugün AK Parti Ergenekon ve onun uzantılarını AK Parti karşıtları ise Ak Parti’yi devleti ele geçirmekle itham ediyor.
Bir insanın ben Atatürkçüyüm demesi kadar Fethullahçıyım, Nakşiyim, Kadriyim, Kürtçüyüm demesi demokrasinin olmazsa olmazlarından. Burada esas mesele bunları söyleyen kişilerin bulundukları görevlerde bunu bir imtiyaz gibi kullanıp kullanmadıklarıdır.
Eğer bunu imtiyaz gibi kullanıyorlarsa, başkalarına gerçekten görevleri icabı zarar verip onu engelliyorlarsa, iftira atıyorlarsa bununda cezasını vermek yargının en temel görevi olmalı. Yargıyı da ele geçirdiler deniyorsa buda gerçekten Türk yargısına en büyük darbe olmalı.
Burada kısaca şunu söylemek istiyorum, Benim gözümde Hanefi Avcı bir Anadolu insanıdır. Bu yazıyı yazarken Avcı’nın kendi memleketi olan Kahraman Maraş’ta yerel medyaya verdiği röportajları defalarca okudum.
Onun Maraş’a olan özlemini ve mesleğine olan aşkını da çok iyi biliyorum.
Dürüstlüğünden kitap piyasaya çıkana kadar asla şüphe etmedim.
Ancak bu kitabın özellikle son iki yüz sayfası Avcı hakkında kafamdaki soru işaretlerini çoğalttı.
Bu soru işaretlerini bertaraf etmek adına da kitap piyasaya çıktığı günden bu yana sürekli araştırma yaptım ve asla ve asla Hanefi Avcı’yı karalamak adına bu yazıyı kaleme aldım.
Avcı’nın özellikle Ergenekon kapsamında söyledikleri Ergenekon nedeniyle yazdıklarından dolayı hakkında 13 dava açılmış bir insan olarak beni rahatsız ettiği için bunu yazıyorum. İnanıyorum ki ve biliyorum ki Avcı’nın Edirne’de yaptığı bir hata Avcı’nın bu kitabı yazmasına vesile oldu.
Avcı, ne makam hırsı için nede başka bir şey için bu kitabı yazdı. Tabir yerindeyse karizması çizilmesin ve kendisinin de ününü borçlu olduğu istihbarat ağına bizzat Emniyet Müdürü olduğu Edirne’de düştüğünden dolayı bunu hazmedemediğinden ve yaptığı hatadan dolayı kendisini bitirmemesi adına bu yola başvurdu.
Önümüzdeki günler çok şey gebe…
Umarım Avcı, kendisi yaptığı bir hatadan dolayı başka insanların da benzer hatalar yapmasına imkân vermez. Gelecek günlerde gelişmeleri hep birlikte göreceğiz.
******************
İşte Hanefi Avcı'nın Yazarımız Nevzat Çiçek'i doğruluyan haberi...
Eskişehir Emniyet Müdürü iken yazdığı “Haliç’te Yaşayan Simonlar” kitabının piyasaya çıktığı andan itibaren Hanefi Avcı’ya pek çok soru yönelttik. Öyle ki bir defasında, dinlendiğini söylediği “özel telefonu” konusunda, gazetecilik içgüdüsünün gereği, ama özel hayatın gizliliğine de saygı çerçevesinde şaka yollu , “Dostunuz mu var, yoksa o hattı uyuşturucu işinde mi kullandınız?” gibi bir soruyu dahi sorduk.
Bu sorumuzu ve Avcı’nın verdiği cevabı da 31 Ağustos’ta “Hanefi Avcı’ya Olmayacak Bir Soru Sorduk” başlığıyla okurlarımıza aktardık. Avcı, o sorumuza hiç kızmamış, aksine epey gülmüş ve “O hatla kimle görüştüğüm biliniyor. Gizleyecek bir şeyim yok” demişti.
Bugün yandaş medya hep bir ağızdan, Hanefi Avcı’nın Edirne’de Edebiyat Öğretmeni olan Kezban Kerman isimli bir bayanla ilişkisinin olduğunu, o telefon hattını da onunla görüşmelerde kullandığını duyurdu. İlave iddialar da vardı; Avcı’nın Devrimci Karargah adlı örgütün üyesi Necdet Kılıç’la irtibatının olduğu, Kezban Hanım’la onların tanıştırdığı, onların evlerinde buluştukları, bu buluşmaların kayıt altına alınıp, şantaj yapıldığı, bunun neticesinde Avcı’nın, “Ergenekon” konusunda taraf değiştirdiği gibi…
İddialar üzerine Kezban Kerman meselesini açıkça Avcı’ya sorup, “Duygusal ilişkiniz var mı?” dedik. İşte Avcı’nın cevabı:
“Öğretmeni tanıyorum, duygusal ilişki kısmı doğru, geriye kalanlar hikaye. Örgüt evi falan yok… Birbirlerini tanımazlar bile. Devrimci Karargah soruşturmasında bir yerlere varmak için, ellerindeki bilgileri çarpıtarak, kullanıyorlar. Belden aşağı çalışıyorlar. Yazıp çizdikleri cemaatin tamamen kitaba karşı başlattığı psikolojik harekat tezgahı.”
Bu sözlerin doğal sonucu, ilişkiden eşinin haberi olup, olmadığını sormamızdı, onu da sorduk. Haberi varmış. “Bundan sonrası için planınız nedir?” dedik. “Son noktasına geldik. Kendi içimizde sıkıntılar vardı. Zaten ayrılık noktasındaydık” karşılığını vermekle yetinip, devamını şöyle getirdi:
“29 Eylül’den sonra çıkıp, ne var ne yok, her şeyi anlatacağım!..”
Neden 29’undan sonra; Çünkü o tarihe kadar savcılık ve mahkemeler arasında mekik dokuyacakmış…
Bugün kafaları karıştıran bir gelişme daha oldu. Doğan Haber Ajansı, Hanefi Avcı’yla yaptığı telefon görüşmesini aktarırken, Avcı’nın Gaziantep’te akrabalarının yanında olduğunu duyurdu. Yandaş medya ise Avcı’nın, İstanbul’da Kezban Kerman’ın evine gittiğini, medyanın gelişi üzerine burada mahsur kaldığını öne sürdü.
Saat 17.51’de yaptığımız telefon görüşmesinde Avcı’ya, “Neredesiniz?” diye sorduk, “İstanbul’dayım” cevabını verdi. DHA ve yandaş medyanın haberlerini hatırlattık, “Dün Gaziantep’teydim, gece İstanbul’a geldim. Şu anda da arkadaşlarımla oturuyorum. Öyle mahsur kalma olayı falan yok” dedi.
Müyesser Yıldız
Odatv.com
ETİKETLER :
Hanefi Avcı Nevzat Çiçek Edirne W