Ölüm hiç bu kadar yakınıma gelmemişti
12 Eylül Pazar günü sabaha karşı gelen telefonun, ailemizin hayatını bu kadar değiştireceği hiç aklıma gelmedi.
Şereflikoçhisar yakınlarında takla atan otomobil, kardeşimin önce bir hafta süreyle yoğun bakımda kalmasına, ardından da vefatına neden oldu. Cahit’in Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesine bağlı Harmanlı beldesinde 1965’in 31 Aralık’ında başlayan hayatı, Konya’da Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 18 Eylül akşamı sona erdi.
Daha önce, annemin anne ve babasını kaybetmiştim. Diğerlerinde değil ama babaannemin vefatında parasızlık yüzünden cenazesine gidemeyişimi, hep içimde derin bir acı olarak sakladım.
Babaannem, benim yetişmemde ikinci annem olduğundan olsa gerek ben ona hep “Emine Ana” demiştim. Ama bu kadar sevmeme ve öldüğünde çok istememe rağmen, cenaze namazında bulunamadım. Hâlâ aklıma geldiğinde içimi derin bir sızı kaplar. Farkında olmadan gözlerimden yaş akar.
Allah’a şükür, imkanlarım şimdi epeyce farklı. O zaman, biraz talihsiz günler yaşıyordum. Aldığım para ancak mutfak ve bazı zaruri ihtiyaçları karşılamaya yetebilecek durumda idi.
Bu paranın üçte ikisini de zihinsel özürlü oğlumuzun “inşallah yardımcı olur” diye eğitimine ayırıyorduk. Haftanın üç dört günü makarna ve çorba, diğer günler de pazardan mevsimin en ucuz sebzelerinden alınmış yemekle idame-i hayat ettiğimiz günlerdi.
Uzunca bir işsizlik dönemi sonrasında gelen bu dönem içinde almıştım Emine Anamın vefatını. Kimseden borç da alma yoluna gidemedim. Alsam ödeyebilme imkanım yoktu çünkü…
Farklı zamanlarda amcamı ve dayımı elim bir şekilde 40’lı yaşlarda kaybettim. Ama kardeş acısının insanın içinde bıraktığı sızı daha derin imiş.
Cumartesi günü, ben ve eşim sabah İstanbul’dan birlikte çıktık. Aynı kazada yaralanıp Ankara Nümune Hastanesi’nde yatan yengemin yanına uğrayıp oradan da Konya’ya kardeşimin yanına gidecektik.
Yengemin yanına uğradık. Yanında epey uzun süre kaldık. Geçmiş olsun için gelenler, acılarımızı paylaşmaya çalıştı. Yengemin yanından vedalaşıp ayrılmıştık. Otoparka giderken Haber 7’nin Okur Temsilcisi İhsan Aydın aradı.
Kısaca bildik hal hatır sözleri ettikten sonra, “Başınız sağ olsun” dedi. Yengemin yanından ayrılırken Konya’daki eniştem ile konuşmuş ve Cahit’in durumu ile ilgili bilgili almıştım. Bir haftadır en çok kullandığımız cümleyi kullanmıştı. “Durumunda bir değişiklik yok” demişti.
Kazanın ilk olduğu günden beri kardeşimin dönüşü olmayan yolculuğa çıktığını bilmeme rağmen, İhsan Aydın’a “Kim söyledi. Sendeki bilgi doğru değil” dedim.
Bilgiyi Konya’daki Haber 7’nin muhabirliği görevini yürüten Zeki Dursun’un söylediğini paylaşınca içime kurt düştü. Telefonu kapatıp Zeki Dursun’u aradım. “Daha yeni görüştüm. Bu bilgi doğru değil sanırım” dedim.
O güzel insan, acı haberi veremedi, ya da o an için kendini benimle paylaşacak durumda hissetmedi, kim bilir. “Cahit kardeş dün böbrek yetmezliği yaşamıştı ya, belki o bilgi bana öyle aktarılmış olabilir” dedi.

Yeniden Eniştemi aradım. Kazada yaralanıp hastanede tedavi gören yeğenimin yayında kalan Enişteme, “Böyle bir bilgi var. Geçip Cahit’in doktorlarını bir görür müsün?” dedim. Ben Doç. Başar Cander ile irtibatta idim. Ama vakit akşam olduğu için bilgiyi Eniştemden bekledim.
Birkaç dakika sonra sesi titreyerek, “Başımız sağ olsun” diye aradı. Bir haftadan beri Konya’da bize kol kanat geren işadamı Azmi Kartal’ı aradım. Bilgiyi paylaştım. “Hemen hastaneye geçiyorum” dedi.
Hastaneden ayrılmak üzere bahçeye çıkan Annemle, Babamla, Ablamla, yakınlarımla bu bilgiyi paylaşmam gerekiyordu. Ötekilerle değil ama Anne Babamla bu bilgiyi nasıl paylaşmalıydım.
Her ikisi de kardeş acısı yaşamıştı. Babamla hastanede vedalaşırken, “Hadi oğlum, sabah Konya’ya gideceksin, var biraz istirahat et” diye boynuma sarıldığında, pat diye ağzımdan, “Yok baba Konya’ya şimdi gitmemiz gerekiyor” dedim.
“Niye? Yoksa?!” diye sorduğunda cevap yerine, benden göğsümün titremesi tepkisini alınca, “Vah oğlum!. Cahit’i kaybettik desene!” dedi. Başımı omzundan almadan, yanağına yapışmış yüzümü “Evet” anlamında sallayarak cevap verdim. Babamı, bankın üzerine oturttum.
Anneme ve Yengemle bilgiyi doktor kontrolünde verdik. Zira kalp ve şeker rahatsızlığı bulunan Annem, biraz önce acilde tedavi görmüştü. İkisinin de bilgiyi ilk duyduklarında yürekleri parçalandı.
Ama saklanacak bir bilgi değildi bu. Öyle ya da böyle bilmeleri gerekiyordu. Yaralımızdan bu bilgiyi en azından birkaç gün daha saklanması tavsiyelerini geri çevirdim. Bizler en yakını idik ama cenazenin defin yeri konusunda nihai kararı eşi ve çocukları vermeleri gerekirdi.
Bildiğim bir şey daha vardı. Sanılanın aksine, insanın en dayanıklı olduğu dönem, hasta ve yaralı olduğu dönem idi.
Normal zamanda stabil durumda olan savunma mekanizması, hastalık veya bir yerimizin yaralanması durumunda bütün gücü ile harekete geçiyordu. Bir an önce vücudu onarmak için çaba harcıyordu.
Bunu biliyordum. Bildiğim bir şey daha vardı. Bu tür durumlarda bilgi saklamanın zorluğu idi. Hastayı koruma adına sürekli yalan söylenecekti. Sonrasında söz konusu kişi en istenmeyen zamanda bir şekilde bilgi sahibi oluyordu.
Ondan sonrasında ise kandırılmışlığın psikolojisi ile dünyaya küsüyordu. Daha önemlisi kimseye güveni kalmıyordu ve çevresindekilere yıllar boyu içinden atamadığı bir öfke taşıyordu.
Bütün bu bilgilerden dolayı, ölüm haberini uygun bir ortamda eşi ve kızları ile de paylaştık. Yakınlarımdan kimse bu bilgiyi paylaşma görevini üstlenmek istemeyince, yük benim omuzlarıma kaldı.
***
Azmi Kartal’ın yardımları ile Konya Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis ettiği bir araçla, cenaze Konya’dan Mersin’e getirildi. Gecenin bir vaktinde Mersin’den Abdullah Biçer’i aradım. Morg konusunda yardım istedim.
Ertesi gün, Mersin eski şehir mezarlığında Cahit’i, dedemiz Mustafa Tanık’ın (Mulla Tanık) kucağına defnettik. Allah taksiratını affetsin, mekanını cennet eylesin.
Daha vefat haberinin duyulduğu andan itibaren o kadar çok dostum aradı ki hayretler içindeyim.
Bu kadar çok insanın, arayarak acılarımızı paylaşması; dostluğun, vefanın, iletişim içinde olmanın anlamını kavramama yardımcı oldu.
Ünal TANIK / Haber 7
tanik@haber7.com
ETİKETLER :
Ünal Tanık Adıyaman Gölbaşı Mersin Cahit Tanık