Naif Karabatak'ın yazısı...
Öcalan, Olayı Bir Çırpıda Çözdü
Geçtiğimiz günlerde Hakkâri’de meydana gelen patlamada 9 sivil vatandaşımız canından oldu. Bunların içerisinde kadın da vardı, çocuk da…
Patlama “uzaktan” yapılmıştı, “kumanda” edilmişti…
Olay sonrası “İlginç ipuçları” ortaya çıktı…
Olay yerine asker çantası konmuştu. O zaman askerin işiydi…
Ama hemen dinlemeye takılanlar oldu; askeri çantayı özellikle koyduklarını, dikkatleri ona çekmek istediklerini belirten terör örgütü mensuplarının konuşmaları vardı…
Hem koymuşlardı, hem de “bilerek koyduk, dikkatler o yöne çekilsin” diye de dinlemeye takılacak konuşma yapıyorlardı…
Çocukça bir şey ama “babam öyle diyooo!”
Sonra elde edilen bulgular PKK’nın işi olabileceğini gösteriyordu…
Daha sonra da BDP’den “eylem varsa operasyon niye yok” diye açıklama geliyordu…
Her olay sonrası TSK’nın operasyon yapıp, bir yerleri bombaladığını söyleyen Selahattin Demirtaş, “bu defa neden yok” diyerek eylemi PKK’nın değil, barışın olmamasını isteyenlerce yapıldığını ima ediyordu…
Sonra “PKK’nın içinde derin yapılanma” olacağını PKK kaynakları mırıldanmaya başlıyordu…
Ya “çapulcu” kesimdi, ya derin yerlerle bağlantılı olanlardı…
PKK’lıydı ama asıl PKK değil, “çakma PKK’lı”ydı…
Derindi ama Ergenekon türü yapılanma değil, PKK türü yapılanmaydı…
Ben anlamadım ama olsun, böyle söylüyorlardı…
***
Olayın oluş şekli ve zamanlaması da ilginçti…

Daha öncede benzeri olduğu gibi bu saldırı da Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “BDP’ye randevu verdiği” zamana denk geliyor, görüşme arifesinde olay patlak veriyordu…
Tesadüfün bu kadarı da olmazdı…
Tabii başbakan da haklı olarak “görüşmeyi erteliyor” ve görüşülmüyordu…
Demek BDP’lilerin başbakanla görüşmemesi birilerini acayip mutlu ediyordu…
Olan, hiç suçu olmayan masum insanlara oluyordu ama ne önemi vardı…
Önemli olan onların amacının hasıl olmasıydı, kundaktaki bebeğin canı gitmiş, annelerin yüreği yanmış, babalar gözyaşı dökmüş kimin umurunda…
Sonra gözler İmralı sakinine çevrildi…
“Olayı duyduğumda şok oldum, şu andaki ruh halim kaos gibi, anlamaya çalışıyorum” demiş…
Hani olayda mağdur olan bebek de var ya, tabi yufka yürekli Öcalan, buna dayanamamış, şimdi ne kadar üzülmüştür, ne kadar üzülmüştür…
Olayı da hemen duymuş…
Avukatlarını beklemiş, şok olduğunu söylemek için…
Her iki kesimi memnun eden açıklama yapmış…
Hem nalına vurmuş, hem mıhına…
Bir tek Zeybek oyunu oynamamış, oynamışsa da avukatlar bunu gizlemiş…
Neler demiş neler…
Öcalan PKK’dan şüphe duyuyormuş…
Bu şüphesiyle hem devleti memnun etmiş, hem de kendisini ipten kurtaran MHP’yi ve onun lideri Devlet Bahçeli’yi…
Sonra devletten de şüphe duyduğunu söylemiş…
Böylece de kendi tabanını memnun etmiş…
Ama onun bir de halkı(!) varmış…
Onlara da mesaj vermesi gerekiyormuş…
“Halkımız sadece devletten gelen provokasyonlara değil, PKK kaynaklı provokasyonlara karşı da uyanık olmalıdır” ifadesini kullanmış…
Ey Öcalan’ın halkı, duydunuz değil mi, uyanık olun, uyanık kalın…
Sonra “ihtimaller üzerine” konuştuğunu söylemiş…
Yani “kesin kanıt” yok anlayacağınız…
“Bakın ben ihtimaller üzerine konuşuyorum. Devlet içerisinde devletten kaynaklı bir olay da olabilir. Genelkurmay ya da hükümetin bilgisi dâhilinde de olmuş olabilir. Yine Genelkurmay ve hükümetin bilgisi dâhilinde olmayabilir, Genelkurmay ve hükümetin bu olayları engellemeye gücü yetmemiş olabilir de. Her iki durum da oldukça vahimdir.”
Ve böylece sürüp giden “olabilir” ardından “olmayabilir” türü açıklamaları var.
***
Aklıma bir fıkra geldi…
Zamanın birinde vatandaşın tarlasına yakın yerde bulunan dağın tepesinde bir kaya varmış. Tarla sahibi, tarlasının köşesine ev yapmaya niyetlenmiş. “Olmaz” demişler, “kaya düşer” diye uyarmışlar. Ama adam yapmaya niyetli…
O zaman “bilgisine güvenilen” ya da “öyle ünlenen” bir adama danıştıktan sonra ev yapmasını öğütlemişler. Adam “peki” demiş, bir ümitle…
Bilge adamı bulup getirmişler. Kayayı göstermiş, yapılacak evin yerini tarif etmişler. “Bu kaya düşer mi, düşerse evin üstüne gelir mi?” diye cevap beklemişler…
Aslında bilgelikle uzaktan yakından ilgisi olmayan ama çevresine kendisini “bilge kişi” diye tanıtan kişi de önce sakalını sıvazlamış, sonra iki gözünü birden (tek gözünü başka tarafa döndürememiş) kayaya dikivermiş, öylece kalmış bir müddet.
Sonra gözünü kayadan aldığı gibi ev yapılacak yere odaklandırmış…
Ve “çok önemli bir bilgi” açıklıyormuşçasına dönmüş ahaliye…
“Bu kaya ya düşer, ya düşmez” demiş ve görevini yapmanın iç huzuruyla oradan ayrılmış…
O tarlaya ev yapmaya niyetlenen adamın halini sorarsanız, fıkra bu, devamını bir türlü anlatmıyor gıcıklar…
Siz Öcalan’ın olayı bir çırpıda nasıl çözdüğüne bakın, fıkrayı boş verin
ETİKETLER :
Hakkari Sivil Asker Patlama Kadın Çocuk