Anayasal Feodalizm ve DEVLET
Av.Hacı Orhan Kaleme aldı...
Devlet, üzerinde yaşayacak toprağı(vatan) olan bu topraklar üzerinde yaşayan insanları olan, üzerinde yaşayan insanlar(Vatandaş) bir arada tutan kuvveti(egemenlik) olan siyasal bir kurumdur. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bayrak, Milli Marş, Asker, Polis, Yasama, yürütme, yargı organları devleti somutlaştıran bazı organlardır.
İdarenin bütünlüğü ve kanuniliği ilkesinin sonucu olarak, kurumların görevler yönüyle de bütünlük göstermeleri gerekmektedir. Bu kurumların görevlerini yerine getirirken birbirinden kopuk olmaları değil birbirleri ile bir uyum içerisinde olmak zorundadırlar.
Anayasanın 123. maddesi, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğunu belirtmiştir. Gerek merkezi yönetim gerekse taşra teşkilatı niteliği ve niceliği göz önüne alınmaksızın bir bütündür. Devlette hiçbir kurum kendiliğinden meydana gelmemektedir. Tüm kurumlar varlığını kanundan almaktadır. Bu da idarenin kanuniliği ilkesinin tezahürüdür.
ANAYASA ise, Ali Fuat Basgil’e göre, anayasa hukuku, “bir devletin siyasî rejimini, yani merkezi organ ve müesseseleriyle bunlardan her birinin tesekkülünü, islemesini, vazife ve selahiyetlerini ve vatandaslarla münasebet tarzlarını gösteren ve vatandaslarınana hak ve hürriyetlerini tayin eden kaide ve prensiplerin mecmuudur” der. Tarık Zafer Tunaya’ya göre ise, “anayasa hukuku, siyasal hayatın gerçeklerini hukukî olarak çerçeveleyen ve bunları düzenlemekle görevli hukuk koludur” der. Tüm bu tanımlardan Anayasanın devletin temel kuruluşunu ve işleyişini düzenlediğini görüyoruz.
FEODALİZM veya DEREBEYLİK, başta orta çağ Avrupa’sı olmak üzere tarihin birçok evresinde rastlanan toplumsal, siyasal ve ekonomik örgütleniş biçimidir
Feodal toplumun siyasi örgütlenişi, koruyan-korunan ilişkisine dayanan hiyerarşik bir örgütleniştir. Merkezî otorite zayıftır, yerellik görülür. Feodalizm,Toprağı ve üzerinde yaşayan köylüleri tek bir kimsenin malı sayan ortaçağ rejimi. FEODAL YAPILANMADA, HUKUK, İKTİDAR, YÜRÜTME, YASAMA VE YARGI GİBİ KAVRAMLARIN YETKİLİ KİŞİLER ÜZERİNDE BİR ETKİSİ YOKTUR. FEODALİZM KİŞİLERİN DEVLET İÇİNDE KANUN VE HİYERARŞİYE AYKIRI BİR ŞEKİLDE GÜÇLENMESİDİR. Feodalitenin temel özelliği siyasi bölünmüşlük ve sosyal eşitsizliktir. Senyörler, topraklarında yaşayan insanların üzerinde mutlak haklara sahiptirler. Her senyör, ayrı bir silahlı güce sahiptir ve her senyörün bölgesinde ayrı kurallar geçerlidir. Feodalizmin ortaya çıkmasındaki en önemli sebep, Roma düzeninin karşılaştığı büyük ekonomik bunalımdır.
Hukuk devleti, idarenin hukuka bağlı olması anlamına gelmektedir. Anayasanın ikinci maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Aslında her şeyin nihai amacı, söylenenlerin gayesi de hukuk devleti kavramının tartışmasıdır. Ya da ne yapılırsa veya ne yapılmazsa hukuk devletine ulaşılmış olunabilinir? Tüm kavramlar açıklanırken aslında hukuk devleti ile kıyas edilerek açıklanır. Evrensel hukukun kabul ettiği kriterleri taşıyorsa başkanın veya rejiminin adı ne olursa olsun işte bu demek zorunda kalıyoruz. Hukuk devleti sadece bir kalıbı değil bir çok şekilde tezahür edebilen insan hakları eksenli bir yapılanma getiren bir anlayıştır.
Polis devlet ise ilk defa Almanya’da kullanılmış olup kamunun refahı ve selameti için her türlü önlemi alabilen, bu amaçla kişilerin hak ve özgürlüklerine olabildiğince müdahale eden , onlara külfetler yükleyen, tüm bunları yaparken de idaresi hukuka bağlı olmayan, idaresi yargı denetimine tabi olmayan anlamına gelir. Vural SAVAŞ ın militan demokrasi kitabı ile örtüşen bir kavramdır. Ya da ülkemizde BALANS AYARI dersek sanki başka bir cümle kurmaya gerek kalmadan her kes tarafından çok net anlaşılmış olacak. Demokrasi, hukuk olsun ama bizim istediğimiz kadar hukuk istediğimiz kadar demokrasi olsun, fazlasını keser atarız anlayışının çağdaş terminolojideki karşılığı POLİS DEVLETİ dir.
Anayasalı devlet ile Anayasal devlet kavramları birbirlerinden çok farklıdır. Irak Anayasalı bir devlet olmasına rağmen anayasal bir devlet değildi. Çünkü, anayasası evrensel hukuk kurallarına uygun değildir. Sadece şekli anlamda bir anayasa yapılmış ama amaç hukukun üstünlüğü değil üstünlerin hukukunun korunmasıdır.
Yukarıda izah ettiğimiz İdarenin kanuniliği prensibine tekrar dönmek gerekir. Kurumlar kendiliğinden meydana gelmez ve kanunla kurulurlar. Kanunlar da darbe ile yapılan anayasaya aykırı olamayacağına göre tüm kurumlarda darbelerin füru(ürünü) dur. Müebbet hapsi öngören Türk Ceza Kanunu veya Medeni halimizi düzenleyen Türk Medeni Kanunu da bu hiyerarşinin ürünüdür. Darbe ile gelen anayasanın ürünü olan sistem bu ülkede her kesim tarafından daima eleştirilmiştir. Bu sebepledir ki ülkemizde herkes SİVİL ANAYASA diyerek adeta boğaz patlatmaktadır.
Peki devlet içinde kurumların üniter devletin yapısı dışında güçlenmeleri, hiyerarşiye aykırı yapılanmalarının Üniter devlet tanımı karşısında değerlendirilmesi nasıl yapılmalıdır? Güçlerini Anayasadan alan, feodalizmin veya derebeylerin yetkilerine sahip, idari hiyerarşi ve kanuniliğin dışında, dokunulmaz, eleştirilemez, aldığı kararları dava edilemez, yeri geldiğinde demokrasiye bile balans ayarı verebilen feodaller var mıdır? Yakalama emri olduğu halde yakalanamayan, devletin en üst düzey mekanlarında ağırlanan kişilerin durumu feodalizm değil midir? HSYK Başkan vekilinin Anayasa Mahkemesi kararından sonra BUNLAR TİMSAH GÖZYAŞIDIR” demesi anayasal feodalizm değil midir? YÖK, YSK, HSYK, ANAYASA MAHKEMESİ, YARGITAY, DANIŞTAY, GENEL KURMAY vb…
Yukarıda feodalizm veya derebeylik kavramlarına tekrar bakarsak, üniter devlet yapısı içinde gücünü darbe Anayasasından alan toplumsal, siyasal örgütlenişlerin, koruyan ve korunan ilişkisine dayanan, vatandaşı ve ülkeyi kendi babasının malı sayan, istediği kuralı koyan, ama kararları mahkemeye dahi götürülemeyen (HSYK,YSK) bazen balans ayarı yapabilen, e-muhtıra yayınlayabilenler, yasama ve yargı, yürütmenin üzerinde fazla etkisi olmayan, hiyerarşiye aykırı bir şekilde güçlenen, siyasi bölünmüşlük ve sosyal eşitsizlikten doğan, her birinin kendi içinde ayrı kuralların geçtiği ANAYASAL FEODAL KURUMLAR yok mudur?
Güç tanımaz ve haddini aşan HSYK Başkan Vekili, Anayasa Mahkemesini tarafsızlıkla suçlayacak, yasamaya, yürütmeye bırakın saygı duymayı saygısızlık edecek, bunlar timsah gözyaşıdır diyecek. Gücünü nerden alıyorsun. Çünkü, Anayasal feodallerin başını çeken Senyörlerin başında gelmektedir. Hedefi Yargıtay Başkanı olmaktır. Halkın ve devletin sahibidir. İdari kararlar vermesine rağmen kararları ülkenin hiçbir mahkemesinde yargılanamaz.
Milli iradeye saygısızlık edeceksin ve makam aracına binmeye devam edeceksin. Adliye sistemi tıkanmış, bırakın vatandaşı avukatların dahi adliyede iş takip etmekte zorlandığı, Bakırköy Adliyesine taşınan Bağcılar Adliyesinden kalan dosyaların bırakın soruşturmasının yapılmasını dosyasının dahi bulunamadığı, yargılamanın yıllar sürdüğü, hakimlerin ağzını açtığınızda bin ah işittiğiniz bir dönemde HSYK Başkan vekilinin gündem olduğu konulara bakın. Hakim ve savcılar ile ilgili ağzından bir cümle duymadım. Hiçbir projesini de göremedim. Siyasi parti temsilcisi mi? HSYK Başkan vekili mi? Yok yok gücünü Anayasadan alan ANAYASAL FEODALDİR. İŞTE BU YÜZDEN EVET.
Hakkında yakalama kararı olacak, ama törenlere çıkıp ben ülkemi seviyorum diyeceksin. Sanki yakalama kararını veren mahkeme heyeti ülkesini sevmiyor, yabanci bir ülke ajanıdır. Bakırköy Adliyesinde duruşma sırası beklerken benden önceki duruşmaları izliyordum. Öz kızının ırzına geçmiş bir baba şu savunmayı yapmıştı. “mağdurum tahliyemi istiyorum”
Militan demokratların naralarının duyulduğu, hukuk devletinin, evrensel hukuk kurallarını özümsemiş gerçek demokratların konuşturulmadığı derebeylerin oldukça fazla olması, İŞTE BU YÜZDEN EVET.
Bu ülke, toprak feodallerinden çok çekti, Anayasal feodallerden de çok çekmesin. Hukuk adına konuşan ama her cümlelerinde hukuksuzluk olan senyörlere geçiş vermemek gerekiyor. Hem vuracaksın hem İMDAT deyip bağıracaksın. İŞTE BU YÜZDEN EVET.
ETİKETLER :
Anayasa referandum Devlet Hacı Orhan