Bu Fotoğrafa ne demeli?
Üzüldüm, çünkü bu fotoğrafla birlikte bir kez daha anladım ki, Türkiye’de hala güçlülerin sözü geçiyor. Üstünlerin hukuku, hala hukukun üstünlüğüne galebe çalıyor....Mehmet Metiner yazdı...
İşte o yazı...
Adana’da İçişleri Bakanı ve 6. Kolordu Komutanı yan yana yürüyorlar.
Komutan kim?
Hakkında Balyoz davası dolayısıyla yakalama emri çıkartılan biri.
Bakınca donakaldım.
Hukuk ve demokrasi adına hayıflandım.
Üzüldüm, çünkü bu fotoğrafla birlikte bir kez daha anladım ki, Türkiye’de hala güçlülerin sözü geçiyor. Üstünlerin hukuku, hala hukukun üstünlüğüne galebe çalıyor.
Kimseyi peşinen suçlu ilan ettiğimi veya evrensel hukukun masumiyet karinesini çiğnediğimi o birileri zinhar söylemesin.
Vatandaş Mehmet için çıkartılan yakalama kararları ile en güçlüler için çıkartılan yakalama kararları arasındaki uygulama farkından söz ediyorum.
Bu durumda vatandaş Mehmet güven duygusunu yitirmesin de ne yapsın?
Neyin mesajıdır bu?
Bir kuvvet komutanı defalarca çağrıldığı halde ifade vermeye bile gitmiyor.
Bir kuvvet komutanı hakkında çıkartılan yakalama kararına rağmen devletin bakanının yanında protokoldeki yerini alıyor.
Hani herkes hukuk karşısında eşitti?
Hani hiç kimse ayrıcalıklı değildi?
Hani hepimiz özde vatandaşlardır?
Pardon, bazılarımızın sözde vatandaşlar olduğunu unuttum bir an için.
Hukukçu değilim. Yakalama emrinin ne anlama geldiğini bilmem. Bu yüzden bu konularda uzman olduğuna inandığım hukukçu avukat hemşehrim Abdurrahman Cebe’yi arayıp sordum. Dediği şu: “Yakalama emri, eskinin gıyabi tutuklama kararı anlamına geliyor. Derhal infaz edilmesi gereken bir karardır.”
Elini kolunu sallayarak hem de İçişleri Bakanı’nın yanında dolaşan kuvvet komutanı hakkındaki bu karar niçin infaz edilmez peki?
Deniliyor ki, ordudaki muvazzaflar için infaz kararını Merkez Komutanlıkları yapar.
İlginç!
Peki başka kurumlarda da bu böyle midir?
Sanmıyorum.
Emniyette bu böyle değildir mesela.
Ankara Emniyet Müdürü şu an cezaevinde ve yerine bir başkası atanmış durumda.
Ne bu ayrıcalıklı sisteme, ne de çifte standarda akıl sır erdiremedim.
Aklımın erdiği tek şey, bunun sahici anlamda demokrasi ve hukuk anlayışıyla bağdaşmadığıdır.
Bir ülkede askerler için ayrı hukuk, siviller için ayrı hukuk varsa veya emekliler için ayrı, muvazzaflar için ayrı bir hukuki uygulama varsa, orada oturup düşünmek gerektiğine inanırım.
Adana’daki fotoğraf demokrasimiz ve hukuk sistemimiz adına hiç de hoş olmayan
bir görüntü!
Bu iş kısacası yaş bence...
YAŞ’ın sonuçlarını da göreceğiz hep birlikte.
*******************
Hani kaçmazlardı!
Bu dava sürecinde o birileri hep şöyle deyip durdu: “Bunlar tanınan bilinen insanlar. Adresleri belli. Dolayısıyla kaçmaları mümkün değilken yapılan bu işlem usulen yanlıştır”
Medyadan öğreniyoruz ki, hakkında yakalama emri çıkartılanlar adreslerinde bulunamamışlar. Nerede oldukları belli değil. Emekli subaylar için söylüyorum. Bir tek Çetin Doğan aynı gün çıkıp geldi. Kutlamak gerek.
Diyeceksiniz ki, adresleri belli olanlar yakalanabiliyorlar mı?
O ayrı mesele.
Emekli subaylara uygulanan işlem ile muvazzaflara uygulanan işlem ayrıymış meğer.
Merkez Komutanlıkları marifetiyle ancak getirtilebiliyorlarmış.
Bu vesileyle öğrenmiş olduk.
Bu iddianın hukuken doğru olup olmadığını hukukçular tartışadursunlar.
Benim merak ettiğim husus şu: “Hepsi saygın insanlar. Adresleri belli, kaçacak halleri yok ya!” diyenlerin bu duruma şimdi ne dedikleri veya diyecekleri.
***********************
BDP ayrı, MHP ayrı mı?
BDP heyeti Dörtyol ilçesine güvenlik nedeniyle alınmadı.
Bunun siyasi değil güvenlik nedenli bir karar olduğuna inanıyorum.
Bu hassas süreçte tahrik anlamına gelebilecek söz ve davranışlardan herkesin kaçınması gerekiyor.
Şimdi merak edilen konu şu: BDP heyetini ilçeye haklı olarak sokmayan Hatay Valisi, MHP heyeti için nasıl bir tavır takınacak?
Peşinen belirteyim, eğer MHP heyetine ayrıcalık tanınırsa, bu ciddi anlamda bir güven bunalımı yaratır. Dahası, tahrikleri çoğaltır.
İhtimal vermiyorum, ama şimdiden uyarayım istedim.
Böyle bir şey olursa, bu şahsen benim vicdanımı yaralar, güven duygumu paramparça eder. Bunu kabullenemem.
BDP heyetinin ilçeye sokulmadığı bir zamanda kendilerinin kalkıp böyle bir girişimde bulunmaları, her bakımdan yanlış olur.
Sanki Kürtlerin hukukunu BDP, Türklerin hukukunu da MHP savunuyormuş gibi bir görüntü oluşursa, asıl birliğimizin ve dirliğimiz o zaman bozulur.
Kürtlerin de Türklerin de hukukunu savunmak hepimize düşer.
Ayrımcı-çatışmacı siyasetlerden uzak durmamız gerek.
ETİKETLER :
Mehmet Metiner Beşir Atalay Nejat Pek Balyoz