Yazarımız Ramazan Toprak'ın kaleminden...
Darbelerle derbeder olan ülke
27 Mayıs darbesi ile eşkıyalığı, çapulculuğu “hukuk” kılıfıyla ülkenin kalbine bir hançer gibi saplayanlar, sokakları ve yürekleri esir aldıklarında ben dünyaya gelmemiştim.
Tarih kitapları, 27 Mayıs’ı yapanların ülkenin başbakanı ve bakanlarını astıklarını söylüyor. Cumhurbaşkanı’nı Çankaya’nın merdivenlerinden sürükleyerek götürmüşler.
Dünyaya gelişim, bir muhtıra sonrasına (Mart 1971) denk geldi. 27 Mayıs’ta, seçilmiş Başbakan’ı en aşağılık muameleler altında darağacında sallandıranların yanına kar kalmıştı yapıp ettikleri.
Bir kişinin ancak sığabileceği hücrelere tıktıkları DP’nin Genel Başkanı ve Başbakan Menderes ile arkadaşlarının ellerini arkadan bağlayarak akıl almaz aşağılamalarla ölümlerden ölümlere sürükleyen o ekip de yaptığıyla kaldı ve 12 Mart’ı 12 Eylül kepazeliği takip etti.
Askerlerin okulumuzun etrafını çevreledikleri o günlerde ben ilkokul öğrencisi idim ve okulumuzla bitişik olan lisede tankların ne işinin olduğuna akıl erdirememiştim.
12 Eylül de geçip gitti yaşamımızın, gençliğimizin, heveslerimizin arasından kanlı bir hançer gibi... Darbenin mimarı, ahir ömrünü sahil kenarında çıplak kadın resimleri çiziktirerek geçiriyor henüz.
12 Eylül’de çocuktum. Cop seslerinden, patlayan silahların ürpertisinden ve babamın, ağabeyimin yaşadığı korkulardan kendime bir hisse çıkarmaya çalışmıştım çocuk aklımla. Nasıl bir işti bu, bizim askerlerimiz bizden olanları nasıl da hırpalıyorlardı böyle?
Arkamda 27 Mayıs’ı, 12 Mart’ı, 12 Eylül’ü bırakarak geldim bu yaşıma. Gördüklerim ya da görmediğim darbelerin sonuçları en yakıcı bir biçimde benim de canıma okudu.
28 Şubat’ta tanklar yürüdüğünde, “bin yıl sürecek” naraları atıldığında, “TSK sivil toplum örgütü gibi” demeçleri veren omurgasız siyasetçiler somurttuğunda, paşaların resmigeçit yaptığı manşetleri okuduğumda bir fikrim vardı artık. Bizim askerler değildi bunlar, bizden gibi duruyor ve her defasında can evimizden vuruyorlardı bizi. Keza ağzı siyasete ayarsızlar, manşetten ırza geçmelere “eyvallah” çekenler de öyle!
Sonrası malum.. Daha dünyaya gelmeden darbelerle derbeder olan ülkemde kırk yaşına yaklaştığım şu günlerde hala aynı yöntemler, aynı kafalar sahnede ve darbe, sandıktan ödü patlayanların, imtiyazlarını kaybetmek istemeyenlerin en geçerli yöntemleri olarak hükmünü icra ediyor. CHP’nin ve ona yandaş olan cümlesinin tek arzusu Salim Başolların hakim olduğu bir hukuk düzenini sürdürmek. Şu acayip tecelliye bakın ki Menderes’in partisinin başındaki zat, Cindoruk da aynı azgınlığın safında canhıraş katkı yapıyor! 27 Nisan muhtırası, Yakamoz, Sarı inek, Beyaz eldiven, Yakamoz, Balyoz diye uzayıp gidiyor liste…
27 Mayıs’ta hukuku “iğfal” ederek ülkenin tüm kurumları üzerinde ceberutluklarını icra edenlerin tamamına yakını bugün mezar taşlarıyla selamlıyorlar bu mazlum ülkeyi.
Türkiye, darbeyi bir ayıp sayamadı geçen zaman zarfında. Darbecilerle hesaplaşamadı, oğullarının, kızlarının katilleri ile yüzleşemedi. Bunun bir sonucu olarak da bugün Ergenekon ismi altında darbecilik faaliyeti için akıl almaz dolaplar çevirenler, göğüslerini gererek “vatan millet” namına diyerek işkembeden sallayabiliyorlar.. Ne hazin değil mi?
ETİKETLER :