Avukatlar “Sivil Anayasa” İstiyor
Türkiye Barolar Birliği ve İstanbul Barosu’nun aksine Adıyaman’da görev yapan avukatlar anayasa değişikliğine destek verirken, 26 maddelik değişiklik paketini yetersiz görüyor, tümden değişmesi gerektiğini düşünüyorlar.
Anayasa değişikliğini avukatlara sorduk, olumlu-olumsuz yönlerini ve beklentilerini anlattılar. Muhabirimiz Ayşegül Bakır’ın avukatlarla yaptığı söyleşi şöyle…
Avukat Fadıl Demirhan Seçilmiş: Türkiye, 12 Eylül’den bu yana darbe anayasası ile yönetiliyor. Sivil bir anayasa yapılması, demokratikleşme ve hukuk devleti açısından çok önemlidir. Yeni bir anayasanın, özellikle kişi hak ve özgürlükleri ve devletin temel kurumları arasındaki işleyişe ilişkin bölümlerinde, kuvvetler ayrılığı korunmak üzere yasamanın hak ettiği yerde olması gerektiğini düşünüyorum. Bu değişikliklere bağlı olarak seçim barajının demokratik hakları ifade edebilmek noktasında istikrara feda edilmesine razı değilim.
Anayasa Mahkemesi’nin değişiklikle üye sayısının daha makul bir seviyede tutulmasının ve seçimin yargı konusunda uzman olan kimselerden yapılması gerektiğini düşünüyorum. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının tanınması hukuk alanında bir çığır açacaktır. Artık yeni bir anayasaya ihtiyacımız var. Darbecilerin yargılanma sürecinin başlaması Türkiye’de demokratikleşme sürecinin başlangıcı olacak ve demokrasi konsey kararlarıyla kesintiye uğramayacak. İşkenceler, gözaltılar, sürgünler, ölümler artık yaşamayacaktır.
Türkiye bir geçiş sürecinden geçiyor. Biz “hukuk” devleti olmak istiyoruz; “hukukçu” devleti olmak istemiyoruz. Kuvvetler ayrılığı noktasında söyleyeceklerim: Türkiye’de yasama her zaman anayasa yapabilecek güçte ve yetkinliktedir.
“Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı” tanımı yeniden yapılmalıdır. Birlikte, özgür yaşama iradesi esas alınmalıdır. Bütün uygarlıklar bir arada olmalıdır. Irksal düzlemde bir tanım istemiyoruz. Yüksek Askeri Şura kararları da yargı denetimine tabi tutulmalıdır. Anayasada “İdarenin her türlü işlem ve eylemine yargı yolu açıktır” hükmü vardır. YAŞ bunun dışında düşünülemez. İkinci olarak asker şahısların sivil suçlardan dolayı sivil mahkemede yargılanması noktasındaki değişiklik de3 yargıdaki çok başlılığı ortadan kaldıracaktır. Demokrasilerde parti kapatma olmaz; parti kapatmaya karşıyız. Halk istemezse oy vermemek suretiyle bir siyasi partiyi fiilen kapatmış olur. Bugüne kadar kapatılan partiler Türkiye’nin demokratikleşmesi noktasında hep olumsuz sonuç doğurmuştur. Bu partiler adını değiştirerek tekrar varlığını sürdürmüşlerdir. Parti kapatma Türkiye’nin ekonomisine, demokrasisine zarar veriyor. Partilerin hepsi demokratik olarak kendini ifade etmelidir. İttihat ve Terakki kalıntısı100 yıllık birikmiş bir korkudur. Türkiye bu korkulardan çıkmak için yargısını daha demokratik, insan haklarına saygılı hale getiriyor. Hukuk devletinde yargıçlar çok konuşmazlar; ancak kararlarıyla konuşurlar.
Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun üye sayısının artırılması olumlu bir gelişmedir; ancak üye seçimi, üye seçen birimler ve sayı daha özenli belirlenmelidir. Adalet Bakanı kurulda müsteşarıyla birlikte bulunmasına son verilmelidir. Anayasa paket şeklinde değil de madde madde oylansa daha demokratik olur. 12 Eylül Anayasası’nda halk hem anayasayı hem de Kenan Evren’in cumhurbaşkanı olmasını kabul etmiştir. Daha demokratik olabilmek açısından maddelerin ayrı ayrı oylanması daha iyi olur. Görüşülmesi noktasında özellikle meslek kuruluşları(barolar vs), sendikalar, toplumun kanaat önderleri, yazarlar görüş bildirselerdi daha geniş tabanlı bir değişiklik olurdu. Umarım biz görmedik ama bizden sonraki nesiller daha demokrat bir ülkede yaşarlar.
Avukat Zeynep Saya: 1982 Anayasası daha çok 1961 Anayasası’na refleks olarak ortaya kondu. 82 Anayasası’nda terör gerekçe gösterilerek, güvenlik ön plana çıkarılarak, hakların özü ortadan kaldırılmıştır. 61 Anayasası özgürlükler anayasası olarak anılır ki bu anayasa Türkiye’ye birkaç beden büyük gelmiştir. 82 Anayasası ise cüssemize küçük geldi. Biz bugünlere tepki anayasaları ile geldik. Anayasa toplumsal uzlaşma, toplumsal sözleşmedir ve toplumsal mutabakatla olur. Bu bugüne kadar mümkün olmadı.
Siyasette kadının temsili konusunda pozitif bir ayrımcılık olmalı, bu noktada fırsat eşitliğinin yaratılması gerekir. Anayasayı bir bütün halinde değiştirmek yerine 26 maddelik bir değişim yanlıştır. Bu taslak anayasanın özüne aykırıdır. Güçler ayrılığı ihlal edilmiştir. Yürütme yargı üzerinde baskı oluşturmaktadır. Yargının bağımsızlığı AK Parti’nin sorunu olmadığı gibi tam aksine HSYK’da Adalet Bakanı ve Müsteşarının olması yargının bağımsızlığını zedeliyor. Değişiklik paketinin bir bütün halinde oylanması demokrasiye aykırıdır.
AK Parti gerçekten Kürt sorununda ve kadın sorununda samimiyse bir komisyon oluşturmalı, toplumsal uzlaşıyı sağlamalı ve bu oluşum toplumun hepsini kapsamalıdır. AK Parti bu taslakla yargıyı tamamen siyasallaştıracaktır. Geçici 15. madde için çok geç kalınmış, sembolik bir maddedir; zaman aşımı dikkate alınırsa bir etkisi olmayacaktır.
Bu anayasa ile AK Parti kendi mevzilerini oluşturma çabası içindedir. Erkler ayrılığına aykırı bir anayasa, biliyorsunuz halk arasında yaygındır: yasama, yürütme, yargı, diğer güç ise medyadır.
Avukat Hasan Demir: Anayasalar toplumun bir sözleşmesidir. Madem toplumun sözleşmesiyse kişilerin hak özgürlüklerinin güvence altına alınması gerekir. Bu güvence ile şahsın korunması gerekir. Bütün dünyada kabul edilen görüş budur. Fakat Türkiye’de anayasa halktan kopuk, tepeden inme bir anlayışla yapıldığı için yapıldıkları tarihten hemen sonra her kesim tarafından haklı olarak itiraz edilmektedir. Bunun sebebi anayasa yapılırken, ihtilali yapanların keyfine göre düzenleme yapılmasıdır. Halkın talepleri, halkın ihtiyaçları ve istekleri hiçbir zaman dikkate alınmamaktadır. Bu noktada en demokratik anayasamız, birçok eksiğiyle birlikte 1921 anayasasıdır. 1982 Anayasası 1980 darbesini yapan cuntacı, militarist, halktan kopuk, birileri adına hareket eden, devleti güvence altına alan bir mantıkla yapılan bir anayasadır. Bu anayasada bütün vatandaşlar tehlike olarak görülmüştür. Tek tip vatandaş oluşturulmak istenmiş, Kemalizm güvence altına alınmak istenmiştir. Zaten ihtilali yapan ekip, ihtilal sonrasında, zedelenen Kemalizm ideolojisini canlandırmak için bunu yaptıklarını ifade etmişler ve 1981 yılını Atatürk yılı ilan etmişlerdir.
Dünyada devlet ideolojisi olan tek ülkeyiz. Tek komünist ülke biziz. Çünkü devlet önemli bizde birey değil. Bugünkü çektiğimiz bütün sıkıntılar halkın beklentileri ve taleplerinin nazarı alınmadan oluşturulan, uyduruk bir danışma meclisi, halktan kopuk, ihtilali yapanların emrinden çıkmayacak, silik şahsiyetli insanlar özellikle tespit edilmeye çalışılmış ve anayasa bu heyete hazırlatılmıştır. Mecliste çıkan kişilikli kişi de pasifize edilmiştir. Bu uyduruk meclisin bile yaptığı anayasayı Milli Güvenlik Konseyi değiştirebilmiştir. Milli Güvenlik Konseyi bugünkü zihniyeti yukarıda bahsettiğimiz gibi her vatandaş ideolojimiz için tehlikedir, buna tedbir alınmalıdır; vatandaşın devleti değil devletin vatandaşı mantığıyla hareket etmişlerdir. Bu mantıkla danışma meclisinden çıkan anayasa metni konsey tarafından dizayn edilmiştir.
Bu değişiklikler mutlaka olmalı. Ama yeterli mi? Değil. derin güçlerle birlikte MHP, CHP ve bu mantalitedeki bütün vatandaşlar bu taslağa karşı çıkar. Mevcut hükümet bu değişiklikte ısrarlı ve bu partiye oy veren bütün vatandaşlar da bu değişikliğin olmasını isterler. Maalesef bu mantalitenin etkisi ile insanlar kamplaşmış durumdalar.
Toplu karşı, toplu taraftar olmaz. Bu taraftarlıklar toplumun geleceği için sağlıklı değildir. Gelecek nesil için sağlıklı düşünmek ve konum belirlemek durumundayız. 1982 Anayasasını yapan komite yapılanmayı cumhurbaşkanlığı merkezli yapmış; yüksek yargı ve askeriyeyi de yedeğine almıştır. Cumhurbaşkanı her zaman bir asker olarak düşünülmüştür. Özal sivil cumhurbaşkanı olunca telaş başlamıştır. Bence Özal, bir suikasta kurban gitti ve sivil cumhurbaşkanı olmanın cezasını ödedi. Demirel bu telaşı biraz yatıştırdı. Sezer “endişeye mahal yok” dedi. Ancak Abdullah Gül’ün seçilmesiyle endişeler had safhaya geldi. Yani hükümeti frenleyecek emniyet sübabı karşı tarafın eline geçmiştir. Bir şey yapılmalıydı. Genelkurmay 27 Nisan Muhtırasını verdi.
Daha öncesinde Ergenekon’un suikast planları verildi. Bunlar da deşifre olunca yüksek yargı devreye sokuldu; yüksek yargının aldığı her karar anayasayı yapan komitenin mantalitesine uygun, halkın çoğunluğunun beklentisinin tersineydi. Adeta jakoben ve militarist bir anlayış faaliyete geçmiştir. Hükümet yargının işlerini “takoz koymak” olgusunu bertaraf etmek için HSYK Anayasa Mahkemesi’nin yapısının değiştirilmesi; görev süresini kısaltma, askere sivil yargı yolunu açma, 12 Eylül darbesini yapanlara yargı yolunu açma gibi değişiklik paketi hazırlandı.
Yine yukarıda bahsettiğimiz halktan kopuk zihniyet meclisin ve kendilerinin meşruiyetini tartışılır hale getirerek bu meclisin Anayasayı değiştiremeyeceğini dillendirmeye başladılar. Aslında bu tam da ihtilalcilerin istediği bir durumdu. Halk bu tartışmaların içinde değildir. Bu tartışmalar halktan kopuk cereyan etmektedir. Hükümetin anayasa değişiklik teklifi bence, eksik kapsamlıdır.
Mevcut düşünülen değişikliklerin dışında; YÖK’ün yapısı, seçim barajının % 7-5’lere çekilmesi daha çok vatandaşın mecliste temsil edilmesi, devletin faaliyet alanının daraltılması, kişi hak ve hürriyetlerinin dünya standartlarının üstüne çıkarılması; Milli Güvenlik Kurulu’nda askerin bütün kuvvet komutanlarıyla değil de sembolik olarak temsili v.b değişiklikleri de içine almalıydı. Bu değişiklik paketiyle birlikte meclis iç tüzüğü, siyasi partiler kanunu ve seçim kanunu doğrudan temsili çoğaltacak şekilde değiştirilmesi teklif edilmeliydi. Aksi halde bu paket halkın değil AK Parti’nin paketi olarak itham edilmeye devam edecektir. Yapılacak muhtemel referandumda AK Parti’ye taraftar ve karşı şeklinde bir olayın cereyan edeceğini düşünüyorum. Bu da sosyal barışı, demokrasi için ciddi bir handikaptır. Umarım sağduyu hakim olur.
Avukat Mustafa Nazım Pektaş: 82 Anayasası Türkiye için hem yapıldığı dönem içinde hem şimdi anti demokrat olduğu bilinen bir anayasadır. 82 Anayasasında özgürlükler verilmiş gibi görünür ancak sonraki paragrafta “ama fakat”la başlayan cümleler bu özgürlüğü yok eder. 28 yıldır bu Anayasa ile yönetilen Türkiye’ye yazık oldu. Anayasanın tamamının değiştirilmesi gerekir. Tabi yeni taslak yeterli değil. Daha demokratik Türkiye’nin yapısına daha uygun bir anaysa hazırlanmalı. Bundan 2 yıl önce böyle bir şey gündemdeydi. Ama iktidar Sivil Toplum Kuruluşlarıyla ve muhalefetle uzlaşamadı. Bir kısım insanlar bu meclisin bu meclisin Anayasa yapma yetkisi olmadığını düşünüyor. Ben bunu anlayabilmiş değilim. Her meclis yapabildiği gibi bu meclis de anayasa yapabilmelidir. Ama yine de bu taslağı onaylayanlardanım. Anormal bir madde yok. Bu değişikli olumlu bir değişikliktir. Keşke hepsi değişseydi; daha iyi olurdu.
HSYK’nın yapısının değiştirilmesi yargının bağımsızlığını sağlamlaştıracaktır.
Meclisten Anayasa Mahkemesi ve HSYK’ya atama yapması yasamanın yargı üzerinde baskı kuracağını göstermez. On üyeden ikisini meclis atadıysa bu yasamanın yargı üzerinde bir etkisi olduğunu gösterir mi? 12 Eylül darbecilerinin getirdiği anayasanın kurumlarını ve yasalarını kabul ediyoruz ama legal bir şekilde meclise gelmiş partinin yaptığı anayasayı kabul etmiyoruz. HSYK idari bir yapıdır. Yargının siyasallaşmasını ya da bağımsızlığını etkileyecek ne olabilir ki! Parti kapatmanın önüne geçecek partiyi hem tebrik hem takdir ederim. Demokratik ülkelerde değil; militarist demokrasilerde bu görülür.
Bu paketin içinde CHP’nin, barolar birliğinin ve birkaç kuruluşun hazırladığı taslakla birebir uyuşan maddeler var. Türkiye’nin demokrasiye ihtiyacı var. Demokratik adımların hepsinin yanındayız.
Avukat Osman Süzen: 82 Anayasası anayasal düşüncenin temel ilkelerini içermiyor. Özgürlükçü değil; yasakları vardır. Resmi ideoloji son verilmeli, anayasanın ideolojiklikten kurtulup tüm toplumun bir arada yaşamasının kurallarını içermelidir. Gerçek bir demokratik düzen için çoğulculuk, açıklık ve katılımcılık ilkelerine tam olarak uyulması hukukun üstünlüğünü tesis ederek yargının yapılandırılmasını, adil yargının tam bir güvence altına alınmasını; etnik, dilsel, dinsel ve kültürel yönden halkların ve grupların haklarını evrensel insan hakları hukukuna uygun olarak yeniden tanımının yapılmasının, herkesin örgütlenme özgürlüğünün, çalışanların sendikal haklarının, toplu sözleşme ve grev hakkını bir bütün olarak kapsayacak şekilde, sosyal devlet anlayışı içinde güvence altına alınmasının, cinsiyet eşitliğini ve kadınların insan haklarının güvenceye alınmasını, cinsiyetler arasında fiili eşitliği yasal düzenlemelerle değişikliğin sağlanması gerekir. Yargı ile ilgili olarak Türkiye’de gördüğümüz eksiklikler şunlar:
Özellikle özel görevli yetkili ağır ceza mahkemeleri bir ideolojik tutum ve davranış içindedir.
Türkiye’de yargı askeri ve sivil yargı olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki yargının da temyiz mahkemeleri var. Yargının bu çift başlılığı ortadan kaldırılmalıdır.
Yargı birliğinin sağlanması için başta Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi olmak üzere askeri mahkemeler kapatılmalı; sadece askeri disiplin mahkemelerine izin verilmelidir.
Ceza Mahkemeleri Kanunu’nun 250, 251 ve 252. maddeleri kaldırılmalıdır. Herkesin eşit bir şekilde yargılandığı mahkemeler kurulmalıdır.
HSYK’nın mevcut modeli terk edilmeli; tamamen hakim, savcı ve avukatlardan oluşan bir HSYK kurulmalıdır.
Adalet Bakanlığı’nın HSYK üzerindeki vesayeti sona erdirilmelidir.
Yargının kendisine ideolojik rehber olarak edindiği 82 Anayasası’nın başlangıç kısmının tamamı değiştirilmelidir. Uluslar arası Hukukun maddeleri mahkemelerce uygulanmıyor. Bu konuda bir düzenleme yapılmalıdır.
Kamu Denetçiliği Kurumu olumlu bir adımdır. İnsanların Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkının verilmesi de olumlu bir gelişmedir. Memurlara grev ve iş bırakma haklarının da verilmesi gerekiyor. Her ne kadar Kamu Denetçiliği anayasal bir güvenceye alınıyor olsa da Paris Prensipleri’ne uygun olarak Türkiye’nin kurmak istediği Ulusal İnsan Hakları kurumuna bir anayasal dayanak sağlanmalıdır.
Çocuk hakları ile ilgili düzenleme eksiktir. Türkiye’nin imzaladığı Çocuk Anlaşması ilkelerine uygun olarak yeniden düzenlenmesi gerekir. Düzenlemede sadece çocuk istismarı ve çocuğa yönelik şiddetle ilgili maddeler var. Oysa çocukların kaçırılması, savaşta çocukların durumu, çocuk ticareti gibi konuları da içermesi ve buna paralel olarak düzenlenmesi gerekir. YAŞ kararlarına yargı yolunun sadece ilişik kesme yönünde değil tüm kararları kapsayacak biçimde açılması gerekir.
Anayasa toplumun tüm kesimlerinin görüşünün alınması ve üzerinde uzlaşılması yoluyla oluşturulmalıdır. Ancak muhalefet partileri özellikle MHP ve CHP bu anayasa fikri ortaya çıktığında hemen karşı çıktığında hemen karşı çıktılar; kapılarını kapattılar. Kendilerini bu şekilde kapatırlarsa bu, uzlaşma açısından daha başta köprüleri atma olur. Muhalefeti bu anlamda samimi bulmuyorum. Bu değişiklik yargı ile ilgili maddelerin ağır bastığı kısmi bir değişikliktir. Toplumun her kesimi bu taslağı tartışıyor. Muhalefet partileri önceden uzlaşmayacaklarını ifade ettiler zaten. Tutumları anayasa değişikliğini baltalamaya yöneliktir. Bu partiler herhangi bir alternatif sunmadıkları için samimi de bulmuyorum.
Haber-Söyleşi: Ayşegül Bakır- www.gazeteadiyaman.com
ETİKETLER :