Başbakan Kimi Kandırıyor?
Geçtiğimiz Günlerde Taraf Gazetesinde Neşe Düzel'e Ropörtaj veren Prof. Mustafa Erdoğan, Hükümettin Demokratik açılımı konusunda "Aldatmaca" ve "Kandırmaca" demişti. Başyazarımız Mehmet Metiner ise Başbakan Kimi Kandırıyor diye soruyor?
“Demokratik açılım”ın önemli bir ayağını “Kürt açılımı” oluşturuyor elbette. Ancak “demokratikleşme” bir bütün olarak bu ülkede gayrı muamelesi gören herkesi kapsıyor.
Bu uzun, zor ve dolambaçlı bir yol. İsteseniz bile ha deyince üstesinden gelebileceğiniz bir konu değil. Burası Başbakanın “hükümdar” olduğu bir ülke değil! Burası Başbakan bile olsanız, mecliste çoğunluğunuz bile olsa, her istediğinizi yapabileceğiniz bir ülke de değil! Ne yazık ki hala güçlü bir vesayet rejimi var.
12 Eylül Anayasasının sivil irade üzerine bürokratik organlar aracılığıyla oturttuğu kaskatı vesayet rejimi gerektiğinde Başbakan bile olsanız partiniz için idam hükmünü verebiliyor. Meclisten geçirdiğiniz yasalar “Anayasaya ayrılılık” iddiasıyla geri çevrilebiliyor.
“Hadi yap da görelim!” diyenler ile “Niye hemen yapmıyorsun?” diyenlerin verdikleri gazlar,
Türkiye’deki demokrasi mücadelesine son kertede zarar veriyor.
******
Statükocu örtük tehdidi analiz etmek bu yazının konusu değil. Ama son günlerde bir kısım liberallerden gelen suçlamalar bence ziyadesiyle eleştiriyi hak ediyor artık.
Çünkü o liberaller güya Hükümetin safında görünüyorlar. “Yandaş medya” olarak tabir edilen gazetelerde köşe sahibiler. Dahası, herkes onları Başbakanın yakınındakiler, yani içeridekiler olarak görüyor.
Dolayısıyla onların sözleri haliyle daha bir tesirli oluyor. Özellikle de Başbakanı ve Hükümeti vuran sözleri, “İşte bakınız, en yakınındakiler bile ne diyor?” biçimine dönüştürülerek Ak Parti karşıtlığı için politik malzemeye dönüştürülüyor.
*****
O bir kısım liberal yazarların giderek belirginleşen bir özelliği var. O da, olağanüstü kibirli olmaları. Her şeyin en doğrusunu onlar biliyorlar ya, onlar herkesten/hepimizden çok daha akıllılar ya, yazdıkları ve söyledikleri karşısında herkes, özellikle de Başbakan selama dursun istiyorlar. Onlar köşelerinde yazacaklar, Başbakan da anında onlar gibi konuşacak ve onların söylediklerini bir hükümet fermanına dönüştürecek!
Ne yazık ki bir kısım liberal yazarlarımızda giderek belirginleşen bu hususiyet onların demokratlık vasfına gölge düşürüyor. Sakın onlar gibi düşünmediğinizi söylemeye kalkışmayınız, hele hele onları eleştiren bir duruş sergilemeyiniz, vallahi üstünüzü çizerler, altınızı da oyarlar. Tam bir “düşünce diktatörü” gibi kesip biçerler.
Demem o ki, teoride demokrat, ama pratikte despot bir liberal zümre oluşuyor.
*****
Bu ülke sadece liberallerden ibaret değil.
Başkalarının doğrularını ve hassasiyetlerini anlamaya dönük demokratik bir çabaya asıl ihtiyacımız var.
Liberal dayatma anlamına gelebilecek söz ve davranışlardan da özenle kaçınmak gerekir.
Bu ülkede farklı hassasiyetler var ve bu yüzden ikna süreçleri önem arz ediyor.
Teorik doğruları hayata geçirmek için Türkiye toplumunun iknasını gerekli görmeyen bir liberal anlayışın demokratlıkla olan bağını sanırım tartışmamız gerekiyor.
******
Başbakanın bu ülkede yaşayan herkesi –dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun- hür ve eşit vatandaş kılmak anlayışı üzerine oturan “demokratik açılım” projesindeki niyetini “aldatmaca” ve “kandırmaca” gibi sözcüklerle tanımlamaya kalkışmak, hele hele Kürt meselesi gibi hassas bir meselede Başbakanın yüklendiği cesur misyonu “Kürtleri AKP’lileştirerek meseleyi çözmek istiyor!” biçimine dönüştürmek, tahrifle at başı giden bir “gizli niyet okuyuculuğu” değil de nedir?
Prof. Dr. Mustafa Erdoğan’ın Taraf’taki (1 Şubat 2010) mülakatını işte bu yüzden esefle okudum.
Erdoğan, Kürt açılımının PKK’nın tasfiyesi üzerinden kurgulanmış bir “aldatmaca” ve “kandırmaca” olduğunu söylüyor. Sadece Kürt açılımında değil, vesayet rejiminin kaldırılması konusunda da yeterince demokrat olmadığını söylüyor.
Oysa mülakattan bir gün önce Başbakan TRT 1’te, mülakatın çıktığı gün ise bir konuşmasında tam tersi şeyler söylüyordu.
Gerçek şu ki, Mustafa Erdoğan’ın portresini çizdiği Başbakan ile Başbakanın bizatihi kendisi çok farklı.
M. Erdoğan’ın “Kürt açılımı” bahsinde söyledikleri hem Başbakana büyük bir haksızlık, hem de ciddi tahlil hataları içeriyor.
Devamı Pazar’a…
ETİKETLER :