Metiner,Yeni bir Türkiye kuruluyor
Gazeteci Mehmet Metiner: “Evet, Türkiye demokratikleşiyor. Otoriter-otokrat bir rejime doğru yöneldiğimiz iddiasına katılmıyorum. Yeni bir Türkiye kuruluyor. Sivil-seçilmiş iradenin tanımına uygun bir iktidar gücü haline dönüştüğü yeni bir Türkiye”
Gazeteci-yazar Mehmet Metiner Türkiye’nin içinde bulunduğu tartışmanın ülkemizi olumlu bir yöne götürdüğünü düşünüyor. Metiner’e göre anti-demokratik rollerin sorgulandığı ve bürokrasinin vesayetine dayalı rejim çöküyor. “Yeni bir Türkiye kuruluyor” diyen Mehmet Metiner’in sorularımıza cevapları şöyle...
Türkiye nereye gidiyor?
Türkiye AB standartlarındaki bir demokrasiye doğru kendini yeniden yapılandırma yoluna gidiyor. Soğuk savaş ideolojisine göre konumlandırılmış kurumlar yeniden gözden geçiriliyor. Asker-sivil bürokrasiye biçilen anti-demokratik roller sorgulanıyor. Asker sivil bürokrasinin vesayetine dayalı rejim çöküyor.
“Eski Türkiye”nin alışkanlıklarını sürdürmek isteyenler bunun adına “kurumların yıpratılması” diye bakıyor. Bu doğru değil. Yeni bir Türkiye kuruluyor. Sivil-seçilmiş iradenin tanımına uygun bir iktidar gücü haline dönüştüğü yeni bir Türkiye.
Türkiye nasıl değişiyor?
Türkiye geç kalmış “perestroika-yeniden yapılanma” sürecine yeni yeni giriyor. “Glasnost-açıklık” siyaseti, karanlıklardan ve gizliliklerden beslenenleri rahatsız ediyor.
“Devlet örtüsü” ve “devlet sırrı” yaklaşamının arkasına sığınanlar, “hikmet-i hükümet” mantığını her şeyin üstünde görenler, devleti bireyin ve toplumun üstünde görenler, kendileri için sınırsız ve koşulsuz bir özgürlük alanı yaratıp başkalarına verili bir özgürlük alanını bile çok görenler bundan rahatsızlık duyuyorlar.
Sistem içinde halktan almadıkları iktidar gücünü ve nüfuzunu kaybeden bürokratik-devletçi seçkinler ve onların sayısal anlamda az ama ellerinde tuttukları mevziler ve mevkiler itibariyle etkin olan uzantıları bunu “tek parti rejimi”, “otoriterleşme” ya da “sivil faşizm” gibi tanımlayarak demokratik değişim sürecini sekteye uğratmak için müthiş bir manipülasyona giriyorlar. Bilinçli bir psikolojik harekat yürütülüyor. İşin özü bu.
Burada değişen ne?
Herkes “tek parti rejimi”nden geçmişteki CHP dönemini anlıyor.
Bu eksik bir yaklaşım. “Tek parti rejimi”, biçimsel olarak çok partili hayata geçmemizle birlikte sona erdi gibi görünse de gerçek “tek parti rejimi”nin günümüze kadar varlığını sürdürdüğüdür. Geçmişte CHP’nin parti olarak iktidardan alaşağı edilmiş olması ve bir daha asla iktidara gelemeyecek olması, CHP’nin ideolojisi ve hassasiyetleriyle iktidarda olduğu gerçekliğini değiştirmez.
Halkın iktidara taşıdığı partiler, ne zaman ki halkın iradesinin üstünde bir irade tanımama yoluna gitmişlerse, alaşağı edilmişlerdir. Çünkü asker-sivil bürokrasinin partisi hiç seçimlere girmediği ve halka hesap verme gereği duymadığı halde hep asıl iktidarı elinde tutmuştur. Türkiye Ak Parti’yle beraber “tek parti rejimi”ne doğru yönelmiş değildir.
Ak Parti sivilleşme ve demokratikleşme hamleleriyle işte bu “tek parti rejimi”ni sonlandırmak ve sivil-seçilmiş iradeyi belirleyici asıl irade kılmak istediği için “sivil faşizm” ve “otoriteryanlık” suçlamalarıyla gözden düşürülmek istenmektedir. Ak Parti’nin icraatlarını beğenmemek veya eleştirmemek ayrıdır, ama bunu “sivil faşizm” ve “tek parti rejimi” gibi kavramların arkasına sığınarak yapmak ayrıdır. İkincisinde kesinlikle art niyet görüyorum.
Peki Türkiye demokratikleşiyor mu?
Evet, demokratikleşiyoruz.
Otoriter-otokrat bir rejime doğru yöneldiğimiz iddiasına katılmıyorum. Bunu gösteren tek bir delil yok. Ergenekon davasını buna delil olarak gösterenler yanılıyorlar. Her yargısal süreçte usul hataları olabilir. Yanlış ve haksız göz altılar olabilir. İtalya’da gladio davasında daha fazlası yapılmadı mı? İtalya’da daha uzun süreye yayıldı ve ucu ta Cumhurbaşkanlarına kadar uzadı. Polisin, Jandarmanın içine kadar uzadı. Ve gladionun tüm karanlık dehlizlerine girildi.
Cinayetleri ve provakasyonları açığa çıkartıldı. Bunu yapan İtalya kurumlarını yıpratmış mı oldu? Devletini güçten-takatten düşürmüş mü oldu? Gladionun sivil toplum içindeki unsurlarından tutunuz da medyadaki unsurlarına varıncaya kadar her alanda temizlik yapıldı. Türkiye’de de böyle bir süreç var. Zorlu ve sıkıntılı bir süreç...
Hiçbir şey yokmuş veya olmamış gibi mi hareket etmeliyiz yani Türkiye’de? Demokratikleşme, tam da böyle bir tasfiye ve arınma sürecini gerektirir. Buradan eminim ki kendi içlerini temizleyen kurumlar daha da itibarlarının katsayısını arttırarak çıkacaklardır.
Yüzde 47 oy almak AK Parti’nin tavrını değiştirdi mi?
Evet, değiştirdi.
Kendilerine daha bir güven duymaya başladılar. Demokrasi mücadelesinde daha kararlı olmak gerektiğine inandılar. Cesaretleri arttı. Bu yüzden anayasa değişikliği yoluna gittiler. Ama hala sistem içinde güçlü olanlar buna izin vermediler. Burada sorulması gereken soru şu olmalı: AK Parti’nin yapmaya çalıştığı anayasada temel hak ve özgürlükleri boğan hangi madde vardı?
AK Parti demokratikleşmenin ve özgürleşmenin önünü açan bir anayasa mı yapmak istedi, yoksa kendi iktidarını pekiştirecek ve yalnızca kendisi için daha fazla özgürlük getirecek bir anayasa mı? Eğer ikincisiyle ben de buna şiddetle karşı çıkarım.
Eğer birincisiyle -ki bana göre öyle- buna karşı çıkanların demokratlığından kuşku duyarım. İktidardakilerin şımarıklıklarını ve azgınlıklarını herkes gibi ben de eleştirebilirim. Ben Türkiye’de otoriterleşmeye değil demokratikleşmeye doğru bir olumlu yönelim içinde olduğumuzu görüyorum.
Burak KARA - Vatan
ETİKETLER :