Ak Partili Dengir Mir Mehmet Fırat:
Hiç Kimsenin Suç İşleme Özgürlüğü Yok
Türkiye'de iktidarda olan AK Parti'nin eski Genel Başkan Yardımcısı ve Adana milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat, Hükümet'in “demokratik açılım” sürecinde kararlı olduğunu belirtti.
Fırat; Ocak ayı ortalarında yeni yasa tasarılarının parlamento gündemine geleceğini söyledi.
“KCK operasyonu”yla gözaltına alınanların adliyeye elleri kelepçeli olarak çıkarılmasını doğru bulmadığını kaydeden Fırat, Seferberlik Tetkik Kurulu'ndaki aramalara ilişkin olarak da, “Artık gizlilik diye bir şey yok, tabii devletin gizlediği şeyler olabilir, buna bir şey demiyorum, ama suç işleme özgürlüğü artık kimsede yok. Devletin hangi kademesinde olursanız olun, kanuna aykırı bir işlem yapıldı mı yakanıza yapışıldığı artık ortada” dedi.
PKK ya da Öcalan'ı muhatap almayacaklarını, ancak herkesten gelebilecek katkıya da açık olduklarını belirten Fırat, cezaevinde tutuklu bulunan Öcalan'la görüşen devlet yetkililerinin olabileceğini, ancak bunların kim olduğunu bilmediğini söyledi.
Fırat'ın AKnews'in sorularına verdiği yanıtlar şöyle:
*Sayın Fırat, DTP'nin kapatılması ile “KCK operasyonu” adı altında aralarında belediye başkanlarının da olduğu tutuklamaların ardından “açılım bitti” yorumları yapıldı. Açılım bitti mi?
Hayır, açılım PKK'ya veya DTP'ye endeksli bir şey değildi. Bir de bu açılım süreci sadece Kürtlerle ilgili bir açılım değil. Açılım demokrasi ve özgürlük açılımı, içerisinde özgürlüğü kısıtlanmış birçok kesim var. Bunun içinde Alevi vatandaşlarımız var, bunun içinde azınlık olarak nitelendirdiğimiz gayrimüslim vatandaşlarımız var, buna benzer birçok grup var. Dolayısıyla bunun bir Kürt açılımı, Kürt meselesi olarak nitelendirilmesinin doğru olduğu kanısında değilim.
KCK yasal süreç içerisindeki gayrı yasal bir kuruluş, illegal bir kuruluş ki Türkiye'nin hukuk sistemi içerisinde gerekli olan işlem yapılıyor. Burada benim tasvip etmediğim bir şey var o da gazetelere intikal eden görüntü. Kelepçelenerek yargının önüne çıkarılmak istenmesi ve bu kelepçelenmiş şekliyle resimlerinin çekilip medyaya verilmesini ben şahsen doğru bulmuyorum. Çünkü bunlar kaçacak insanlar değil, zaten yakalanmış insanlar. Bunlarla ilgili İçişleri Bakanlığı hemen soruşturma başlattı.
*DTP'nin kapatılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
DTP'nin kapatılmasına tabii ki hepimiz karşıyız, siyasi partilerin kapatılmasına karşıyız. Bu kapatılma olayına iktidarda olan AK Parti de muhatap oldu. Bizim savunmalarımız eğer incelenirse, biraz doktora tezi gibidir, biz orada siyasi partilerin kapatılmasının mantığını anlayamadığımızı söyledik. Çünkü bunun en güzel örneği DTP'dir. DTP'nin öncesine baktığımız zaman DEP, HADEP gibi partiler vardır. Kapatıldığı gün de işte bugünkü BDP kurulmuştur. Dolayısıyla, eğer suç varsa bu suç kişisel bir suçtur, o kişisel suçların da yine Türk Ceza Yasası'nı ihlal eden bir durum varsa o hükme göre yargılanması lazım ve o kişinin hüküm yemesi lazım. Dolayısıyla partinin kapatılmasının demokrasiye, Türk demokrasisine zarar verdiği kanısındayım.
*Öyleyse, neden partilerin kapatılmasını önleyecek yasal düzenlemeler yapmıyorsunuz?
Hükümet olarak, Meclis olarak bizim maalesef elimizde olan bir şey değil. Anayasa değişikliği gerekir. Zaten biz Anayasa'nın tümünün değiştirilmesine taraftarız. Böyle bir hazırlığımız oldu ancak muvaffak olamadık. Bir an önce böyle bir mutabakat sağlanarak parti kapatmalarına artık bir son verilmesi gerektiği kanısındayız.
*Hükümet “açılım”ın paket değil, bir süreç olduğunu söylüyor. Bu süreç içerisinde kısa vadede ne yapılması öngörülüyor?
Şimdi birçok şey yapıldı, yapılıyor. TRT Şeş çok büyük bir devrimdir. Özel televizyon ve özel radyoların kesintisiz 24 saat yayın yapma hakkının verilmesi bence ikinci bir devrimdir. Bunun yanında 3-4 tane kanun parlamentoya sevk edildi. Bir süre sonra tabii ki diğer gelişmeleri de görme imkânımız olacak. Tahmin ediyorum ki bir bütçe görüşmesi maratonu vardı o bitti. Ocak ayı ortalarına doğru da konuyla ilgili birçok yasa tasarısı TBMM'ye gelecektir.
*Neyle ilgili olacak bu yasa tasarıları?
Özgürlüğün önündeki her türlü maninin kaldırılmasıyla ilgili olacak. Şu anda İçişleri Bakanlığı'nda kurulmuş olan komisyon var, bu konuda onlar bir çalışma yaptılar, yönetmeliklerde, tüzüklerde ve kanunlarda özgürlüğü kısıtlayıcı demokratik hakları kullanmayı ortadan kaldırıcı bütün engelleri tespit ettiler.
Tahmin ediyorum ki bunlar çok yakın bir süreçte Meclis gündemine, Hükümet'in gündemine gelir. Ama ben her şeyin ötesinde şunu düşünüyorum; kanunlar nasıl olursa olsun, mühim olan insanların zihinlerinin değiştirilmesidir, yöneticilerin demokrat bir yapıya sahip olmasıdır. Adalet ve Kalkınma Partisi bunu başlattı. Bu pek gözükmüyor ama bugün valilere, emniyet müdürlerine bakarsanız çoğunun genç olduğunu, hepsinin bir iki lisan bildiğini ve demokrat bir tavır takındıklarını çok rahat görebilirsiniz.
KCK'nın yapmış olduğu gösterilerde aslında istenen şey polisin kendilerine şiddetle müdahale edebilmesiydi. Hatta silah kullanılmasıydı ama dikkat ederseniz bu olmadı. Bütün tahriklere rağmen polis en çok grubun kanunsuz gösteriyle yürüyüşünü dağıttı, yani gazla ama hiçbir zaman silah, şiddet kullanmadı.
*Diyarbakır'da bir genç, polis kurşunuyla öldürüldü…
Diyarbakır'da o gencin öldürülmesini de iyi araştırmak lazım. O da tamamen bir provokasyona yönelikti, ümit ediyorum ki o olay aydınlatılacaktır.
*Yani o genci vuran polis değil miydi?
Değil bence. Şu an ciddi bir araştırma var, görüntüler inceleniyor. Bunun polis olması da bence çok önemli değil. Polisin içinde bu provokasyonu yapmayacak kişi yoktur demek mümkün değil. Olabilir. Ama hiçbir şekilde siyasi irade silah kullanılmaması konusunda talimat vermiştir. Asıl istenen nedir? İstenen bölgede yeniden sıkıyönetimin ilan edilmesidir.
*Sıkıyönetimin ilanını neden istesinler ki…
Şiddet ortamı. Çünkü PKK'nın istifade edeceği tek bir şey var, şiddettir. Kendisi de şiddet uyguluyor ve bu şiddet ortamında ancak yeşerebiliyor. Niye açılıma karşı PKK? Niçin bazı DTP milletvekilleri 'açılım bitti' diye seviniyor. Çünkü açılım geniş halk kitlelerinin, Kürt vatandaşlarımızın özgürce yaşamasını sağlayacak. Daha önce istenen bu değil miydi? Dilin üstündeki yasaklar kalksın, yayının üstündeki yasaklar kalksın, insanlar kültürel haklarına kavuşsun, insanlar kişiliklerine kavuşsun. Yani aslında Kürt halkının da kendisine sorması ve cevaplandırması gereken soru bu soru. Yani kendisinin Kürtlerin özgürlük misyonuyla güya nitelendirilen kişiler aslında Kürtlerin özgürlüğüyle ilgilenmiyorlar.
*AK Parti içinde de “açılım”a karşı olanlar var mı?
Vardır tabii. AK Parti ideolojik bir parti değil. MHP gibi bir parti değil. Bir kitle partisi. Bunun içerisinde çeşitli düşünceleri olan milletvekilleri var, yöneticiler var. Bunlar normal. Eğer tek tip bir parti olsaydı, bir ideolojik parti olsaydı böyle bir şey olmazdı. Partinin iradesi, siyasetin iradesi bu açılımın sonuna kadar götürülmesi yönündedir. Bunun temsilcisi de genel başkan ve başbakandır. Bunu her zaman, her platformda söylüyorum.
*AK Parti içindeki Kürt milletvekillerinin tümü “açılım” konusunda aynı düşüncede mi? Sizin Cemil Çiçek'le birçok konuda ayrı düşündüğünüzü biliyoruz, peki örneğin Abdülkadir Aksu'yla da ayrıştığınız noktalar var mı?
Benim Abdülkadir Aksu'yla, Ahmet Bey'le, Mehmet Bey'le birebir aynı düşünmem mümkün değil. 70 küsur sayıda olduğu söylenen Kürt milletvekillerinin hepsinin aynı düşündüğünü söyleyemeyiz. Hatta yapılan kamuoyu yoklamalarında Kürt bölgesinde, kendisini Kürt olarak nitelendiren kişilerin de bu açılımı tasvip etmediklerini, küçük oranda da olsa maalesef görmek mümkün. Yani bunun nedenleri nedir onu anlayabilmek tabii mümkün değil. O da benim değil, psikologların, sosyo psikologların işi. Onlar analizini yaparlar.
*Geçmişte Doğru Yol Partisi, Fazilet Partisi ve Refah Partisi'nde de siyaset yapmıştınız. AK Parti'nin Kürt sorununa bakışı açısından o partilerden temel farkı ne?
Çok net bir fark var. Ben AK Parti'ye geçtiğim zaman tabii ki öncelikle partinin kurucularının eyleminin ne olduğunu bilmem lazımdı, sonra da programına bakmam lazımdı. Benim görebildiğim kadarıyla partiyi kuranlar demokratik yapıda olan insanlardı, mağdur olan insanlardı, özgürlükleri kısıtlanmış olan, bir kısmı hapishaneden gelen insanlardı. Dolayısıyla ben bu arkadaşların Kürt meselesinde de daha özgürlükçü bir bakış açısı olacağına inanmıştım. Türkiye'de ilk defa bir siyasi parti çok açık olarak Kürt sorununu nasıl nitelendirdiğine, nasıl çözeceğine programında yer verdi.
Ama benim daha önce mensubu olduğum siyasi partilerde böyle net ve açık bir tavır yoktu. Niye oradaydım? Şundan dolayı oradaydım. Adalet Partisi ve Doğru Yol Partisi'nin karşısında Cumhuriyet Halk Partisi vardı. O zihniyet vardı. O zihniyetin karşısında en demokrat kesim yine benim mensup olduğum kesimdi. Belki 1970'lerde Kürt meselesini ağzınıza dahi alma imkânına sahip değildiniz, bırakın onu bundan 5 yıl, 10 yıl önce de bu meseleyi söyleseydiniz çok ağır cezalarla karşı karşıya kalabilirdiniz. Ama Türkiye bir gelişim gösteriyor.
Özellikle 2002'den sonra, AK Parti'nin iktidara gelmesinden sonra 2 buçuk yılda 5 tane anayasa paketi geçirildi. Anayasanın içerisindeki özgürlük ve demokrasiye karşı olan bütün maddelerin büyük bir kısmı ayıklandı. Bugün eğer biz özgürce konuşabiliyorsak, DTP'liler özgürce konuşabiliyorsa, Kürt meselesi konuşulabiliyorsa bu özgürlüğün sonucudur ama bunun farkında değiller.
Bugüne kadar kimsenin çözmek istemediği, korktuğu, el atmak istemediği bir çok meseleyi bir anda masaya döktük. Çözme süreci içerisinde çok rahat olmayacağını da biliyorduk. Bir çok provokasyonla karşılaşılacağını, siyasi suikastlar yapılabileceğini, bunların hepsini daha önceden düşünmüştük. CHP'nin bunu suistimal edeceğini biliyorduk ama tabii tahmin etmediğimiz bir yer vardı o da DTP'ydi. Ne yazık ki bugün DTP veya devamı olan siyasi parti CHP'yle diyemeyeceğim, MHP'yle aynı çizgiye gelmiştir.
*DTP'nin “açılım”a destek vermemesini neye bağlıyorsunuz?
PKK tasfiye olduğu takdirde normal siyaset içerisinde bugün milletvekili olan bu arkadaşların milletvekili olma imkanı yok. Yani dağdaki insanlar yarın siyaset imkanına sahip olduğu zaman, bugün kulüplerde oturup maaş alanlara milletvekilliği yolu kapanır, yerini başkaları alır herhalde. Birincisi bu…
İkincisi, Kürtler yönünden, Kürtlere demokratik sivil siyaset alanı açılacak. Bakın dikkat ederseniz Kürtlerin ikinci bir siyasi partisi yok. Bırakılmıyor. Öncelikle sizin demokrasiye inanmanız lazım ve Kürt halkına zorla, silahla bir şey kabul ettirmemeniz lazım. Başka düşüncesi olanlar bir araya gelip başka siyasi partiler kurabilmeli. İnsanların özgürce yaşaması lazım, özgürce tercihlerini kullanabilmesi lazım.
PKK tasfiye edildiği takdirde, şiddet dediğimiz şey ortadan kalktığı zaman sizin o halka vaatleriniz olacaktır. Bu vaatlerinizi de ne kadar gerçekleştirdiğinizin hesabını vermek zorundasınız. Bugün DTP milletvekillerinin böyle bir zorunluluğu yok. DTP'nin tek bir söylemi var, çok kolay bir söylem, “Sizin üstünüzdeki anti demokratik özgürlüklerin kısıtlanmasını kaldıracağım” diyor. Zaten bu imkan da onun elinde yok. Şimdi siz Türkiye demokratikleşecek, insanlar özgürleşecek, ben bunu kabul ediyorum dediğiniz andan itibaren peki DTP'nin fonksiyonu ne olacak? Fonksiyonu kalmıyor.
*Öcalan'ın hazırladığı “yol haritası” devlette. Hükümet bunu inceledi mi?
Bu konuda bir bilgim yok. Ben de basına, internet sitelerine yansıdığı kadarıyla biliyorum. Zaten Hükümet kendisini Abdullah Öcalan'ın “yol haritası”yla bağlı hissetmiyor. Böyle bir şey yok. Ama katkı sunacaksa, herkesten bekliyoruz. Biz başta bunun bir paket olmadığını, bir açılım süreci olduğunu söyledik. DTP de dahil olmak üzere CHP ve MHP sadece bu kötüdür demekle yetindi. Bu sürece ne zaman katkı sağlamak isterlerse, kim sağlamak isterse biz buna açığız. Bunu bir trene benzetebiliriz. Bu tren yolunda gidecek. Binmek isteyen varsa, buna katkı sağlamak isteyen varsa binebilir. Ama tren durmayacak. Asıl istenen o trenin durdurulması meselesi.
*Hükümet, PKK ve Öcalan'ı muhatap almam diyor ama bazı devlet yetkilileri Öcalan'la görüşüyor olabilir mi?
Bilemiyorum, devletin denetimi ve gözetimi altında olan bir kişi. Görüşen yetkililer belki vardır ama bunlar kimdir bilmiyorum. Ama muhatap olabilmesi mümkün değildir. Dünyanın hiçbir yerinde bir terör örgütü devlete muhatap olamamıştır. Hep misal veriyorlar, İngiltere, İspanya diyorlar. İngiltere'de hiçbir zaman IRA İngiliz Hükümeti'yle masaya oturmamıştır, İspanya'da ETA da oturmamıştır.
*Resmi olarak muhatap almadılar ama bazı görüşmeler yapıldığı biliniyor…
Görüşmeler yapılmıştır ama muhatap olanlar legal olan partilerdir. Batasuna'dır, siyasi partilerdir. Ama Türkiye'de bu olmamıştır. Kendisini Kürt misyonuyla yüklü hisseden Demokratik Toplum Partisi'nin kongresinin sonunda Ahmet Türk Diyarbakır'da halka hitap ettiği konuşmada şöyle söylemiştir, “Biz Kürt meselesinde muhatap değiliz. Muhatap İmralı'dır, Abdullah Öcalan'dır.”
Böyle bir mantığı izah edebilmek mümkün değildir. Eğer siz misyonunuzu, Kürt halkına adanmış olarak addediyor ama sonra bu misyondan vazgeçip başka birisine devrediyorsanız Anayasa Mahkemesi'nin kapatmasından önce siz kendinizi kapatmış oluyorsunuz. Dünya siyasi tarihine ibretle geçecek olan bir süreçtir bu süreç.
*DTP de, BDP de muhatap değilse kim muhatap alınacak?
Muhatap halkımız. PKK bir sebep değil, bir sonuç. Bundan önce devletin yapmış olduğu temel hatalar var. Köyün isminin değiştirilmesi, dilinin yasaklanması, kültürünün yasaklanması, baskı görmesi, şiddet görmesi, aşağılanması neticesinde PKK oluştu. Ama burada zarara uğrayan bu halkın bizzat kendisiydi. 25 yıl o bölge sıkıyönetim ve olağanüstü halle yönetildi. Hukuk sistemi içinde değildi.
AK Parti geldikten sonra yaptığı en büyük devrimlerden birisi o bölgedeki olağanüstü hali kaldırıp normal hukuk sistemine geçmesiydi. Bugün şunu çok iyi görmek lazım, dünyadaki Kürt coğrafyasında olan devletlere baktığınız zaman en demokrat, en özgürlükçü devlet yine Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Bunu yeterli görmüyor, daha da açılım yapmak istiyoruz. Dolayısıyla her Kürdün nerede yaşıyorsa yaşasın buna yürekten destek vermesi lazım. Buradaki demokrasi, buradaki özgürlük yalnız burayla ilgili değil. Bunu anlamak lazım. Irak'la da ilgili, Suriye'yle de ilgili, İran'la da ilgili. Özgürlük meşalesi yanarsa, insanlar burada özgürce yaşayabilirlerse, diğer ülkelerin bundan etkilenmemesi mümkün değildir.
*“Açılım” konusunda devletin kurumları arasında bir uzlaşma var mı?
Var tabii, olmasa zaten bunu yapabilmek mümkün değildi. Yani bunun bir demokratik açılımla olması gerektiğinin, bunun bire bir tek başına silahla çözülemeyeceğinin devlet farkına varmıştır. Böyle bir mutabakat sonucunda süreç başlamıştır. Ha devletin içinde olan, yani devleti teşkil eden organların içinde aykırı fikirde olan yok mudur, vardır. Bunu sabote etmek isteyen yok mudur, vardır, ama kurumsal olarak bir mutabakat vardır.
*Bülent Arınç'a yönelik suikast iddiasının ardından Seferberlik Tetkik Kurulu'nda aramalar yapıldı, arşivlerine girildi. Acaba, bu durum, Türkiye'nin karanlık geçmişiyle yüzleşmesi için bir başlangıç olabilir mi?
Türkiye'de güzel bir olay oluyor. Demokratikleşmenin en güzel yanı bu, artık gizlilik diye bir şey yok, tabii devletin gizlediği şeyler olabilir, buna bir şey demiyorum, ama suç işleme özgürlüğü artık kimsede yok. Devletin hangi kademesinde olursanız olun, kanuna aykırı bir işlem yapıldı mı yakanıza yapışıldığı artık ortada. En güzel şey budur, dolayısıyla sıradan bir vatandaşla devletin en üst kademesine gelmiş bir insan arasında farklılık artık kalkıyor. Yargı gider gerekli araştırmayı yapar, arşivine de girer, kanun bunu emrediyor ve kanun artık yürüyor. Belki eskiden bunlar yine kanunlarımızda vardı ama tatbik edilmiyordu. Mühim olan kanunlarda olması değil, mühim olan tatbik edilebilmesi. Türkiye'de bugün yargısız infazlar artık sorgulanabiliyor. Artık bununla ilgili kişiler tutuklanabiliyor. Bunlar hesap vermeye başlıyor.
Fırat: Herkes Kürdistan'a saygı göstermeli
*Geçtiğimiz günlerde Kürdistan Bölgesi'ne bir ziyarette bulundunuz. Bu geziye ilişkin çeşitli spekülasyonlar yapıldı, niçin gitmiştiniz?
Görmek için gittim, yasak bir bölge değil, Irak içerisinde federe bir devlet, gidip orayı görmekten daha normal bir şey hissetmiyorum. Yani Amerika'ya nasıl gidiyorsam, öyle gittim. Hatta büyük bir eksiklik bana göre, ben komşu ülkelerin çoğunu görmemişim, bugüne kadar Irak'a gitmemiştim. İran'a da gitmemiştim, Ermenistan'a da gitmedim, Gürcistan'a da gitmedim. Aslında buraları gidip görmek lazım, benim komşum, beraber yaşıyoruz, o bölgeye özellikle gitmek istedim.
*Ne tür izlenimlerle döndünüz?
Sağolsunlar çok üst düzeyde ağırlandım, bütün yöneticilerine müteşekkirim. Şunu gördüm ve çok memnun oldum, muazzam bir gelişme göstermişler. Ben tebrik ediyorum yöneticilerini, inanıyorum ki, daha da iyi hale gelecek orası ama bir tek noksan gördüm, insanlar hep tüketici durumda, üretmiyorlar. Yani çok güzel bir arazi var, su var ama bakıyorsunuz meyvesini, sebzesini tamamen dışarıdan ithal ediyor, hepsi dışarıdan geliyor. İnsanlar sadece harcıyor, üretmiyorlar. Ümit ediyorum ki, zaman içerisinde o da olacak, o araziler kullanılacak, o araziler sulanacak, oralar ağaçlanacak. Ve üretim orada başlayacak. Her şey ithal olmayacak. Ümidim o, inşallah bir daha ziyaret imkanım olduğunda bu gelişmeyi görme, kıyaslama imkanım daha çok olur.
*Daha önce gitmiş miydiniz?
Hayır, ben ilk defa gittim. Yani insanlar anlatıyordu, işte 4 sene önce burası böyleydi, bu hale geldi, tabii insanlar gözüyle görmeyince o kıyaslamayı tam yapamıyor. İnşallah bir dahaki gidişimde daha mamur, daha güzel, daha özgür, daha demokrat bir ülkeyle karşılaşırım, bu beni mutlu eder. Oradaki seyahatim çok kısaydı, ben isterdim ki, Süleymaniye'yi, Zaho'yu, diğer ilçelerini, illerini ziyaret edeyim, göreyim. Bunlar benim için enteresan olan yerler. Hava da müsait değildi, yağmurluydu, ancak Erbil'i ayak üstü arabayla gezebilme imkanım oldu. Ama çok mutlu oldum.
*Yani özel bir geziydi, herhangi bir siyasi yönü yoktu…
Hayır hayır, bir siyasi yönü yoktu, ben görevli olarak gitmemiştim. Sadece özel bir ziyaretti. Ama başta Sayın Barzani olmak üzere parti yöneticileri, Meclis Başkanı, Başbakan Yardımcısı'yla beni kabul etme lütfunda bulundular. Çok olumlu, çok özel görüşmelerimiz oldu, faydalı görüşmelerimiz oldu, fikir alışverişimiz oldu, dolayısıyla ben birçok kazanımla döndüm. O insanların kendi topraklarında daha özgürce yaşadıklarını görmek mutlu eder beni, herkesin de saygı göstermesi lazım. Çünkü oranın dışında, Irak'ın dışında hiçbir ülke orayı eleştirmek gibi bir lükse sahip değil. Irak halkı federal bir yapıyı tercih etmiştir. Anayasasında da bu vardır. Irak federal bir devlettir, bizim buna saygı göstermemiz lazım.
*Türkiye'nin Kürdistan Bölgesi'yle ilişki düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye'nin, birçok ülkeyle yaptığı gibi en kısa sürede Irak'la, Kürdistan'la da vizeyi kaldırmalı. Çünkü çok sıcak bir ilişki var, ticari ilişki var. Kürdistan Bölgesi'yle 5 milyar dolarlık ticaret hacmimiz var ki, bu çok önemli bir miktar. Ve bir de bu miktarda bizim ithalatımız yok, hep ihracat. Yani hep Türkiye lehine olan bir şey, o bakımdan Türkiye'nin orada bir an önce banka şubeleri açması lazım.
Erbil'de bir konsolosluk açılıyor, inşallah Süleymaniye'de de bir tane açılır, daha sıkı bir işbirliği içerisine girilmesinde ben çok fayda görüyorum. İnanıyorum ki, çok kısa sürede de bunlar oluşacak. En üst düzey ziyaretler başladı, daha evvel Dışişleri Bakanımız ziyarette bulundu, konsolosluk konusu hal yoluna girdi. Orayı İçişleri Bakanımız da ziyaret etti.
Bunlar ilktir, ümit ediyorum ki, üst düzey yetkilileri Türkiye'de ağırlama imkanımız olur, bizim de daha üst düzeyde Başbakan düzeyinde, Cumhurbaşkanı düzeyinde inşallah ziyaretlerimiz olur. Çünkü oradakilerin hepsi kardeşimiz. Orada, dört buçuk, beş milyon Kürt yaşıyor. Ama burada 20 milyona yakın Kürt var. Dolayısıyla onlar da bizim kardeşlerimiz, hepsiyle kültürel birlikteliğimiz var, inanç birliğimiz var, yani her yönüyle birbirimize bağlı olan iki ülkeyiz. Aramızda temel bir sorun da yok, yani sorunu yaratan aslında o bölge değil. PKK her ne kadar orada üstlenmişse de temel olarak bizim sorunumuz. Dolayısıyla orayla bizim bir problemimizin olduğu kanısında değilim.
*“Açılım” sürecine oradaki yönetim nasıl katkıda bulunabilir?
Bizim, Mahmur'da 10 binin üstünde vatandaşımız yaşıyor. Bunlar, Türkiye Cumhuriyeti devleti vatandaşı, bir şekilde Türkiye'deki baskılar nedeniyle oraya göç etmişler. Tabii, Türkiye artık eski Türkiye değil, onların Türkiye'yi terk ettiği Türkiye değil, daha özgür, daha demokrat bir Türkiye. O kardeşlerimize bunu anlatmamız, onları Türkiye'ye davet etmemiz lazım, Türkiye'ye getirmemiz lazım, onları korumamız lazım. Tabii ki mağdur oldular, çok uzun bir süre orada kaldılar. Onların ekonomik yaşantılarının daha iyi olmasını sağlamamız lazım, onlara konut temin etmemiz lazım, çalışma imkanı temin etmemiz lazım, çektikleri acıları unutturmamız lazım.
Ama buna tabii ki Kürdistan heyeti katkı sağlar, çünkü bu korumayı o bölge sağladı onlara, inanıyorum ki, onlar da bu konuda benim söylediğim şekilde düşünüyorlar. O kampların yönetimi zaten Birleşmiş Milletler'de. Türkiye, Kürdistan yönetimi ve Birleşmiş Milletler'le beraber bu meseleyi halletmemiz lazım. İkincisi artık 21'inci yüzyılda silahla siyasetin yürümeyeceğini en iyi bilenlerden birisi değerli Başkan Mesut Barzani, bunu her seferinde ifade ediyor. Yıllarca dağda çarpıştıklarını, artık bunun bir çözüm yolu olmadığını, siyasetin çözüm yolu olduğunu söylüyor.
Dolayısıyla, aslında PKK'yı da bir şekliyle ikna ederek onun içerisindeki kişilerin işte Suriye'de olanların Suriye'ye, Türkiye'de olanların Türkiye'ye veya Kürdistan Bölgesi'nde kalmak isteyenlerin o bölgede silahlarını bırakarak yeniden normal hayata geçmeleri konusunda tabii ki, Kürdistan yönetiminin çok büyük etkisi olur kanısındayım.
*Hükümet bu konuda beklentilerine, cevap alıyor mu?
Tahmin ediyorum ki, alıyor. Çok samimi görüşmeler oluyor, artık doğrudan bakanlar seviyesinde görüşmeler var ve benim görebildiğim kadarıyla da bu müspet yönde ilerliyor.
*O bölgenin ismi Irak Anayasası'na göre Kürdistan Bölgesel Yönetimi. Siz Kürdistan Bölgesi ifadesini kullanıyorsunuz ama Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve İçişleri Bakanı Atalay, “Kuzey Irak Yönetimi” ifadesini kullanıyor, bir alışkanlığın sonucu mu bu yoksa özel bir tercih mi?
Bir alışkanlık, tabii ki uzun yıllar bırakın Kürdistan'ı Kürt kelimesi bile büyük sorun yaratıyordu. Aslında tabii Anayasa'da “Kürdistan Bölgesi” olarak belirtilmiş. İran'da da Kürdistan var. Bu psikolojik bir şey herhalde, nedense Türkiye'de bu pek söylenmiyor.
Aslında orası Kürdistan. Bunlar zaman içinde hallolacak ve çok da mühimsemediğim bir konu. Yani biz oraya Kürdistan demesek de, Kürt Bölgesi de desek, yahut işte Kuzey Irak da desek Irak Anayasası'na göre orası Kürdistan. Dünya da orayı Kürdistan olarak biliyor, dolayısıyla biz söylemişiz söylememişiz çok fazla bir değişim olmayacaktır. İnşallah insanlar buna alışacaklar zaman içinde…
Kaynak: AKnews
ETİKETLER :