Melekler Kıskansın Masumiyetinizi
Yeni yıla dair hepimizin bir sözü vardır mutlaka. Bu güne çok anlam yüklemeyenler bile derinlerinde yeni yıl için bir dilek geçer kendinden izinsiz.
Şenel Karataş'ın yazısı...
Yeni yıl, başındaki yeniden olsa gerek bir umut barındırır göğsünde. Ve hep kendimizi yeniden yapılandırma arzusu boy verir ıssız koyaklarımızda. Ve yakalamaya çalışırız yeni yılda yeniden kendimizi.
Vazgeçemediğimiz tutkularımız, gittikçe kuduran ihtirasların rüzgârıyla tuhaflaşmaya başlayınca, kendimizi yakalamakta çoktan geç kalmışızdır belki.
Farkında olmadan yavaş yavaş kanımıza giren iflah olmaz hallerin toplamına; zaaflar ve yenilgiler dememiz, eskimeyi ne kadar geciktirir? Olumsuz ve sorumsuz süreçlerin kaçak özneleri olmaktan suçlu gövdemizi, hangi gökyüzü, hangi yeryüzü gizleyebilir ki?
İtiraf etmek ve yüzleşmek oyununda kazanan var mı bilinmez ama kazananı olmayan bir oyun gibi hep var olacak sanki yüzleşememek…
Kadın ve erkeğin buluşması aşkın, buğdayın ve toprağın buluşması bereketin, askerin ve işgalin buluşması yok etmenin işareti olarak düşecektir insanın tarihine... İyilik ve kötülük gökyüzünde gizli, güçlü tanrıların kırbaç sesleriyle tanımlanırken; hepimiz vazgeçilmez, anlamlı, kalıcı, tutucu yaşam sayfalarında bir süre konaklamış seferiler olarak, tutunmaya çalışacağız bu dünyada.
Tutunamadığımız da dipten gelen dalgaya sığınacağız. Ya da bir dalga olacağız denizlere inat…
Yağan yağmur, fırtına, yer sarsıntısı, dağlar ve uçurumların tarihi insanın tarihinden daha eski olsalar da; Dünya'nın yaşına rağmen ve doğan her çocuğun gözyaşıyla birlikte, hepimiz daha eskiyiz! Bizimle başlayıp, bizimle bitmeyecek hiçbir şey! Var olduğumuz da güneş daha parlak, Yok olduğumuz da ay ışığı küsüp saklanmayacak güneş ardına.
Ardımızdan göz kırpmaya devam edecek yine yıldızlar... Sınırlar yeniden çizilip, tarih yeniden yazılacak belki... Ama hiçbir şey kalmayacak yerinde, değişecek. Sevginin ve bilgeliğin tarifi de değişecek, yaşlı zamanın zerreleriyle... İnsanın tanımı da değişecek, adı da…
Bir ad olarak kalacağız bu dünyada belki!
Bazen bir ad bile olmayacağız, sıfatların faşizminde tüketeceğiz adımızı. Ve çoğumuz bu faşizme teslim olacağız koşulsuzca. Sıfatlarla anılmayı seçeceğiz öykünerek baktığımız büyük dünyalarda! Büyüklüğü nerede diye sorgulamadan…
Geçen her gün bir yerlerimizi yakarak ve acıtarak yaşanıyor şimdilerde. Geleceğe dair düşlerimiz incinmiş, kırılmış… Dünleri unutmak ister gibi hafıza ve hatıra firarileri birileri. Yarınları düşünmek ve yaşamak istemez gibi, şimdiki zaman hırsızı kimileri de. Giderek ütopyasını yitiriyor insan! Kendini ve yaşamı yeniden tanımlamanın gücünden uzaklaşarak, boynuna dayatılan giyotinse bile, demire küsme hakkını kullanmak istemiyor! Kendi için kendinden vazgeçme sanrısı içinde zavallı insan… Giderek yeni Kâbeler arıyor kendine içinde yok olacağı… (Oysa şair ne der, Kâbe ise maksudun rahman sendedir…)
Kendimizden çıkıp, başkalarına dokunabilmekle ve başkalarına dönüşmekle derinleşiyor ve değişiyor, ömür denilen kahpe zaman! Puşt insan! Değişmenin ve değiştirmenin büyülü ve büyük yolculuğunda; zenci olan her şey mimleniyor, beyazı arkasına alarak. Oysa renklerin ve gerçeğin tarihinde; beyaz borçludur beyazlığını, en çok siyaha...
Beyazın bunca kullanılarak kirletildiği yerde, siyah bir başka türlü aşk ve paylaşmak olarak düşüyor umut etmenin tarihine...
Her şeye ve herkese rağmen Dünya dönüyor, iyilik ve kötülük kol geziyor hepimizin bahçesinde. İyilik ve kötülük yeniden tanımlanıyor ruh dünyamızda… Ve bir kez daha avutmak için kendimizi kötülüğün olmadığı yerde iyiliğin değeri bilinmez diyoruz sessizce, inanmak ister gibi… Ve bir ney sesi eşliğinde Mevlana, bazen melekler kıskanır masumiyetimizi / bazen kötülüğümüzü görür de kaçacak yer arar şeytan… Der yüreklerimize.
Duyacak bir yürek varmış gibi…
Ruhunun ve beyninin deli, heyecanlı, kuşkucu yanlarını yitirmiş insan, küçücük evlerini gökdelen sayarak, aymazlığın sayfalarını çoğaltıyor sadece. Yanılgılarını bile görme şansını yitirerek...
Lâmekân olduğunu unutarak…
Kuyunun dibindeki kurbağanın gökyüzünü, kuyunun ağzı kadar geniş sanması gibi... Kimileri kendi içinde taşıyor kuyusunu, kimileri hep kuyunun dibinde bir kurbağa sanki... Ama hep kuyuya bir güzelleme var işte… Kuyu küçülen insanın içinde… İçinde… İçinde…
İşte yeni bir yıl, kuyunun dibindeki kurbağa, gökyüzü kuyu ağzı kadar değil, çık o kuyudan, bak her yer maviye kesti, kısma gözlerini… Ha unutma lâmekânın da bir mekânı oldu artık…
Yeni yılda umutla, aşkla, duyarlılıkla kalın… Bir de kendinizle… Sıfatlardan azade… Ve bir merhaba diyelim bizden olan her şeye…
Merhaba hoş geldin ey ruh-i revanım, merhaba...
ETİKETLER :