Benimle çözmezseniz size çözdürtmem!
Öcalan, “PKK tasfiye edilmek isteniyor!” söylemiyle, kendi kişisel geleceğinin de garantisi olarak gördüğü örgütünü diri ve iri tutmak istiyor
PKK’nın tasfiyesi!
Abdullah Öcalan avukatlarına verdiği demeçte şöyle diyor: “Açılım hikaye, asıl amaçları PKK’nın tasfiyesi.”
Öcalan doğru söylüyorsa CHP ve MHP’nin rahatsızlığı niye peki?
Hani Hükümet Öcalan’la kol kola verip açılım sürecini götürüyordu?
Eğer öyleyse Öcalan niye rahatsız peki?
Görünen gerçek şu: Hepsi birden sürecin başarıya ulaşmaması için ellerinden geleni yapıyor. Birbirlerinin değirmenine su taşıyor.
Hepsinin ortak hasmı, Başbakan Erdoğan ve Ak Parti Hükümeti.
Bu sözde karşıtlık ve ortak buluşma noktası manidar.
PKK’YI ÖCALAN TASFİYE ETTİ
PKK’nın tasfiyesi meselesinde asıl gerçeklik gözden kaçırılıyor.
Bence PKK 10 yıl önce tasfiye edildi.
Tasfiye eden de bizzat Öcalan’ın kendisidir.
Öcalan 1999’da yakalandığında PKK’yı var kılan ideolojik ve etnik talepleri bir çırpıda yerle bir etti.
“Bağımsız, birleşik, Marksist Leninist bir Kürdistan!” için dağa çıkan PKK’yı Öcalan İmralı sürecinde, “Demokratik Cumhuriyet!” teziyle tümden tasfiye etti.

Soruyorum: PKK bugün bağımsız bir Kürdistan mı istiyor?
Etnik temelde bir federasyon veya otonomi mi istiyor?
Resmi söylemlerine bakılırsa hayır!
Peki, ne istiyor?
Öcalan’ın “Demokratik Cumhuriyet!” söyleminin üzerine oturduğu amaçları kabaca hatırlayayım isterseniz…
Üniter (tek) devlet… Tek vatan… Tek bayrak… Tek ulus…
Öcalan’ın “Türkiye ulusu” dediği şey, farklı ırklardan oluşan bir bütünlüğün adı… “Tek millet”ten farkı, kelime değişikliği.. “Millet” yerine “Ulus”…
Avukatlarına yaptığı yeni açıklamada,“Türk üst kimlik”ine itiraz ediyor. Oysa “Türkiye ulusu”nun başında “Türk” zaten var… Dikkat, “Türk-iye!”…
Dahası ve en önemlisi, kendisi bizzat daha önceki avukat notlarında “Türk vatandaşlığı” deyimine pratikte eşitlik sağlandığında hiçbir itirazlarının olmayacağını belirtmişti. Hatta daha ileri giderek Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene!” sözündeki “Türk”ün etnik bir tanımlama olmadığını söylemişti. Bu bağlamda, rahmetli Ahmet Taner Kışlalı’ya göndermede bulunarak, Atatürk milliyetçiliğinin kültürel milliyetçilik olduğuna kendisinin de inandığını vurgulamıştı.
Meraklıları arşive bakabilirler.
Evet, bugünkü PKK, dünkü PKK değil!
Bugünkü PKK, demokratik ve kültürel haklar istiyor.
Bu taleplerin hiçbirisi bölücü nitelikte değil.
Ama yöntem yanlış!
Silahın hala yöntem olarak benimseniyor olması, taleplerin inandırıcılığına gölge düşürüyor.
PKK’nın en büyük açmazı bu: Talep ile yöntem zıtlığı!
O yüzden PKK’nın silahlı mücadeleye son verip dağdan inmesi kendi iddiasıyla tutarlılık açısından da gerekli.
Hükümetin benimsediği “eve dönüş”ün mantığı, onurluca bir inişin kapısını aralıyor.
Bunun kıymetini bilmek gerekir.
Sorunun demokratik çözümü için PKK’nın silahlı mücadele yönteminin tasfiye edilmesi “olmazsa olmaz” bir öneme sahiptir.
Başka türlüsü çözümsüzlükte ısrardır.
SİLAHIN TASFİYESİ, PKK’NIN TASFİYESİ MİDİR?
Silahlı mücadelenin tasfiyesi ile PKK’nın tasfiyesi birbirinden farklı iki olgudur. Öcalan’ın bunu bilmemesine imkan var mı?
Öcalan, “PKK tasfiye edilmek isteniyor!” söylemiyle, kendi kişisel geleceğinin de garantisi olarak gördüğü örgütünü diri ve iri tutmak istiyor.
Öcalan’ın hikâye dediği açılım, aslında bu demokratik-kültürel hakların tanınmasıyla sorunun ebediyen tarihe uğurlanmasıdır.
PKK’yı var kılan bu zeminin kurutulması, dağa giden yolları da bütünüyle kapamış olacaktır.
Öcalan’ın iddiasının aksine bu süreç, eşit vatandaşlık temelinde demokratik bir cumhuriyetin inşa sürecidir.
Silahlı mücadelenin siyasal mücadeleye doğru evrilmesi sürecini PKK’nın “tasfiye”, PKK karşıtı çevrelerin de “ihanet” ve “bölücülük” olarak değerlendirip sabote etmeye çalışmaları düşündürücüdür.
ÖCALAN’DAN REST!
Öcalan’ın Başbakana yönelik “samimiyetsiz” vb ithamlarının, “Artık yeni gruplar gelmeyecek” yollu açıklamalarının bir tek anlamı vardır: “Benimle çözmezseniz size çözdürtmem!”
Radikal ve sert bir pozisyon… Süreçten çekildiğinin ilanı…
Bu açıklamalar, açılım sürecini sabote edecek yeni bir gerilim ve çatışma ortamına yeşil ışık yakıldığının ifadesidir.
Bunun DTP’ye ve sokağa yansımalarını yakında görürüz
ETİKETLER :