Solcu Aydınlara İş Düşüyor…
Ülkede bir anda ümit ışığı belirdi, daha huzurlu yarınlara doğru atılan filizler boy vermeye başladı bile. Sadece lafının edilmesi bile bu güzel tabloyu hazırlarken, hayata geçmesinin neler getireceğini tahmin etmek zor değil.
Dönüp ardımıza baktığımızda “neden çok daha önce bu sorunu çözme iradesi ortaya konmamış” diye hayıflanmaya başladık bile.
Demokratik açılımdan ya da dar kapsamla Kürt açılımından söz ediyorum.
Günlerdir ülkenin gündeminde açılım var…
Hükümet, diğer siyasi partilerle, sivil toplum örgütleriyle, basınla, aydınlarla ve toplumun birçok kesimiyle görüşüyor, notlar alıyor, sıcak mesajlarla yüzlerde tebessüm doluşuyor.
Bakmayın siz CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın “istemezük” türü çıkışlarına…
Bakmayın siz MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “asla istemezük” demesine…
Sorun, 30 yıldır kanayan bir yaraydı, on binlerce cana mal olmuştu, on binlerce ocağa ateş düşmüştü…
Dahası ülkenin milli gelirinin çoğunluğu bu yolda sürdürülen anlamsız bir savaşa harcanıyor, yatırım yapılmıyor, bölgenin yoksulluğu bir türlü önlenemiyordu.
Daha da kötüsü bölge insanları arasında kendi devletine güven azalmış, en ufak bir etkilenmede başka başka kanallara doğru akıp giden bir genç nesil vardı…
Bütün bunların son bulmasını elbette ki Baykal da, Bahçeli de isteyecekti ama şu siyaset yok mu, şu tabana mesaj verme mecburiyeti yok mu?
Bu nedenle dostlar pazarda görsün diye verilen demeçlere siz aldırmayın…
Çünkü birkaç karşı çıkışı bir yana bırakırsak biri ardına güzel mesajlar geliyor.
Yazar Yaşar Kemal, Zülfü Livaneli ve sanatçı Sezen Aksu, son üç güzel mesaj sunanlardan…
Özellikle iki yazarın sözleri çok önemli…
Yıllarca Kürt sorunu üzerine yazdıkları nedeniyle yargılanmışlar, çile çekmişler…
Doğrusu her iki yazarın da hayat mücadelesinde temel olan “özgürlük”tü ve bu açılım bunu sağlıyordu.
Sürece dahil olmamak demek, ikiyüzlülük etmek demekti ve bu iki yazarımız “kendi kendimizi inkar edemeyiz” diyerek her türlü desteği vereceklerini söylüyorlardı…
CHP’yi ise anlamıyorlardı…
Zaten CHP anlaşılmak için değil, muhalefet olsun diye karşı bir duruş sergiliyordu…
En son sanatçı Sezen Aksu, sorunun çözümüne elinden gelen desteği vereceğini bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a söyledi…
Sürecin başlamasından bu yana aklı başında her insanın açılımı desteklediği, adını duyduğunda heyecanlandığını, demokratlığın yolunun bu açılımdan geçtiğini, demokrasinin daha çok rayına oturacağını, insanların kardeşçe yaşayacağını, yeni şehitlere göz yaşı dökmeyeceğimizi, kandırılan yeni gençlerin olmayacağını.. daha birçok sevindirici gelişmenin yaşanacağı belirtiliyordu.
Bölgenin kalkınması, insanların daha müreffeh bir şekilde yaşaması, yoksulluğun önlenmesi, özgürlük alanlarının genişletilmesi de artısıydı elbet…
Bütün bunlar tamam ama “Demokratik Açılım”ı dar kapsama hapsedip, sadece “Kürt Açılım”ı diye sınırlandırmak yerine bütün antidemokratik yasaların, yasa müsveddelerinin, yönetmeliklerin, genelgelerin iptaline gidilse nasıl olur?
Böylece başı örtülü-başı açık ayrımı da biter, inançlı-inançsız sınıflaması son bulur ve Türkiye’de “yaftalamadan” yaşamanın keyfine varırız.
Doğrusu bugüne kadar solda siyaset yapanların sahiplendiği bir sorunu, sağda siyaset yapanların çözme iradesini görüp, ezber bozuyoruz. Bu bize bir umut ışığı daha yakıyor. Belki de sağın sorunlarını solcularımız çözmek için kolları sıvar. Çünkü açılım yaparken, “bizden-sizden” ayrımına gidilmemesi gerekir. Bunda da en önemli görev Yaşar Kemal ve Zülfü Livaneli gibi isimlere düşüyor.
Kürt sorunu çözülsün, terör önlensin, bölgenin sorunu bitirilsin ama bütün bunların yanında yıllardır eğitim hakkı elinden alınan başörtülü kızlarımızın da yüzü gülsün…
Biz dediğimizde farklı anlaşılıyor; bunu ‘sol’ kulvarın güçlü kalemlerinin söylemesi daha iyi…
Bence sürece en büyük katkı, yaftalamadan, tüm insanımıza barış elini uzatmaktır.
Sağ-sol ayrımı yapmadan, Türk-Kürt diye ayırmadan, inançlı-inançsız demeden demokratik özgürlük için el ele vermek gerektiği artık anlaşılsın.
ETİKETLER :