Biz Nerede Hata Yaptık?
Genel Yayın yönetmenimiz Naif Karabatak, "Gerçekten 30 yıldır biz nerede hata yaptık ki bu kan durmadı?" diye soru ve o'da İnsanların anlama kapasiteleri ile ilgili açılım yaptı...
İşte o yazı...
Çoğunlukla kavramları bir birine karıştıran, ne demek istediğini değil, ne anlamak istediğini hesaplayarak okuma alışkanlığımız olduğundan, demek istediğimizi de, yapmaya çalıştığımızı da anlatmakta hayli zorlanıyoruz.
Bu bazen “ne demek istediğini” anlatamamaktan kaynaklansa da, bazen de karşıdakinin beklentisiyle direkt ilgilidir.
Bir de tabii ki anlama kapasitesiyle…
Aslında ‘eleştiri’yi kabullenememekten kaynaklanan bir sıkıntı da söz konusu.
Öyle ki, ülkemizde “eleştiri” dendiğinde, “muhalefet” edilmesi gereken konu akla gelir.
Oysa eleştirinin kelime manası muhalefetten öte, bütün yönleriyle incelemekle alakalıdır.
Çünkü eleştiri, “Bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit” manasına gelir.
Yani doğru da eleştiri konusudur, yanlış da.
Bir şekilde irdelemenin bir diğer adı eleştirdir.
Çoğunlukla “bir edebiyat veya sanat eserini her yönüyle değerlendirerek anlaşılmasını sağlamak amacıyla yazılan yazı türü”ne eleştiri deriz.
***
Elbette siyasette bu çok farklı anlamlarda kullanılıyor.
Maalesef yazarlar da…
Oysa tüm kurumlar, tüm kuruluşlar ve kişiler “eleştiriye açık” olmalı.
Böylece dışarıdan bakan gözlemin değerlendirmesinden faydalanılmalıdır.
Ne yazık ki, ülkemizde eleştiriyi gerçek manasıyla kullanamadığımızdan, sadece muhalefet olsun, bazen dostlar pazarda görsün diye doğru-yanlış ayrımına gitmeden, üstelik insafsızca eleştiride bulunduğumuz bir gerçek.
“Kürt açılımı” veya “demokratikleşme” konusunda atılan her adımda verilen demeçlerin satır aralarını okuduğunuzda, bu kelimenin nasıl yanlış kullanıldığını, nasıl vahim hatalar yapıldığını daha net anlayabiliyoruz.
Kuşkusuz bu her alanda böyle…
***
Eleştiri böyle de “öz eleştiri” dediğimiz kavram nasıl kullanılıyor dersiniz?
Aynı hata onda da var…
Ama bir farkla…
Eleştiride kantarın topuzunu kaçırdığımız halde, öz eleştiride tüy bile kullanmamakla hata yapıyoruz.
Mana itibariyle “Bir kişinin kendi davranışları üzerine yönelttiği yargı, otokritik” demek olan öz eleştiri, insanların sıkça başvurması gereken bir yöntem olduğu halde, neredeyse kullanmayı unuttuğumuz, bilmediğimiz bir yol olarak öylesine duruyor.
Oysa yaptıklarımızın sağlıklı olup olmadığını tartışmaya ilk önce öz eleştiriyle başlamamız gerekiyor.
Belki o zaman dışarıdan gelebilecek eleştirilere de hazırlık yapmış oluruz.
Belki o zaman bir sonraki adımı daha güvenle atar, daha sağlıklı karar verir, yere daha bir sağlam basarız.
Bu tavır, “hep iyiye, daha iyiye” doğru yönelme niyetinde olanlar içindir…
“Ben bilirim” veya “hep ben iyi yaparım” türü yaklaşımda bulunanlara elbette sözümüz olamaz…
***
Bugünlerde demokratik açılımla ilgili siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin karşı çıkışlarını anlamak için kendimi çok zorluyorum.
Neye karşı çıktıklarını anlamayan, neyi eleştirdiklerini bilmeyen, 30 yılın öz eleştirisini bir türlü yapamayanların ülke yönetimine talip olduklarını görüp üzülüyorum.
Eleştirin,
Tartışın,
Daha iyiyi bulun,
Öz eleştiri yaparak tekrarlanan hataları masaya yatırın,
Artılarını, eksilerini çıkarın ve sonra da açılımların nasıl olması gerektiği konusunda sağlıklı projeler ortaya koyun.
Kendi tabanına yönelik,
Çoğunlukla ırkçılık kokan,
Kendisini bir başka etnik kökenden veya ırktan üstün gören,
Ukalaca tutum ve davranışlarla ve sırf muhalefet olsun mantığıyla kuru kuruya eleştiriler çok fazla sıkmaya başladı…
30 yıldır “Nerde hata yaptık?” diye sorgulayan olmadı…
Halen olmaması da, bu ülkede hiçbir açılımın hayat bulamayacağının bir göstergesidir.
Yarın ne olacağını değil, bugüne kadar nelerin olmadığını, neleri kaybettiğimizi, neleri feda ettiğimizi hesaplayın, yarın neler kazanacağımızı çok daha net anlarsınız…
Gerçekten 30 yıldır biz nerede hata yaptık ki bu kan durmadı?
ETİKETLER :