Darbeler zarar verdi
Genel yayın Yönetmenimiz ve Başyazarımız Naif Karabatak’ın Adıyaman Valisi Ramazan Sodan’la yaptığı söyleşinin üçüncü bölümü.
Söyleşinin İkinci Bölümünü Okumak İçin Tıklayınız
Adıyaman’ın tek kurtuluşunun sulama olduğunu söyleyen büyük bir kesim var ama halen sulanabilir arazilerimizin büyük bölümü suyla buluşamadı…
Haklısınız. DSİ’ce sulanabilir arazi miktarı 120 bin ha’dır. Bu güne kadar yaklaşık 16 bin ha arazi sulamaya açıldı. Türkiye ortalaması yüzde 30’un üzerinde iken Adıyaman’da bu oran yüzde 13 civarındadır. Ancak, planlama aşamasında bulunan projelerin başlanmasıyla bu oran çok artacaktır. Samsat Pompaj Sulaması birinci kısmı bitirildi, hizmete açıldı. Bu projenin ikinci etabının da bir an önce hayata geçirilmesi gereklidir.
Çamgazi Sulama Derivasyon Tesisleri tamamlandı, sulamaya açıldı.
Adıyaman içmesuyunun 1. Merhale Projesi tamamlandı. Bu proje, Adıyaman’ın 2018 yılına kadar içmesuyu ihtiyacını karşılayacak. Gömükan Barajının ttüt, planlama çalışmaları devam ediyor. Koçali Barajının Planlama çalışmaları devam ediyor. İhaleye çıkacak. Çetintepe Projesi birinci aşama işi olan baraj inşaatı proje ihalesi 2009 da yapıldı, çalışmalara devam ediliyor.
Sodes Projesiyle Adıyaman’a büyük bir kaynak aktarımı bekleniyordu, bu beklenti gerçekleşti mi?
SODES programı ilk önce 9 GAP ilinde yürütülmekte iken 29 Doğu ve Güneydoğu iline yaygınlaştırılmıştır. İlimiz bu iller arasında en çok projesi kabul edilen ildir. Kalkınma Bakanlığı Sosyal Destek Programı (SODES) için 2011 yılında 200 Milyon lira ödenek ayırdı.
Bu kapsamda ilimize Bilgi Evleri, Semt Sahaları, Gazihandede Yüzme Havuzu, Su Sporları Merkezi ve piknik alanı, Oyun Parkları, Okul Kütüphaneleri, Rekreasyon Alanları, Açık Spor Alanları, Tenis Kortu, Anaokulu Malzemeleri ve Tefrişi, bayanlara ve gençlere yönelik benzeri çalışmalar olmak üzere 281 proje uygulandı, 68 proje de uygulanacak.
Erzurum’la Adıyaman Farkı
Erzurum’dan Adıyaman’a geldiniz. İki ili kıyaslamanızı istesek?
Erzurum, Adıyaman’a göre çok daha eski bir yerleşim merkezi. Erzurum, Selçuklu ve Osmanlı imparatorluğu döneminde bile eyalet olarak doğunun tarihi bir merkezi olmuş, tarihin merkezi olmuş bir şehir. Ama bölgenin soğuk olmasıyla fazla gelişememiş. Erzurum’da üniversite, Adıyaman’a göre çok önceleri kurulmuş. 1954 yılında, yani Adıyaman’ın il olduğu tarihte Erzurum’da üniversite vardı. Çok eski dönemlerden bu yana orada ordu merkezleri oluşmuş. Halen orada, kolordu var.
Kültür yapısı olarak bakarsak
Kültür olarak baktığımızda her iki il de muhafazakâr kimliğiyle öne çıkıyor. İnsanları kültürüne bağlı, muhafazakâr, örf, adet ve geleneklerine sadıklar. Adıyaman geçmişte Erzurum gibi eyalet merkezi olmamış ama şimdilerde Adıyaman, gelişmesini sürdüren bir ilimiz. Nüfus olarak bakarsak, Erzurum’un nüfusu, soğuk olmasından dolayı sürekli göç veriyor. O kadar üniversite öğrencisi ve asker olmasına rağmen nüfusu 300 bin civarında. Adıyaman’ımızın merkez nüfusu ise 200 bin.
Adıyaman’ın ikliminin iyi olması, yerleşim durumu itibariyle ekonomisinin ve ulaşımının artmasıyla daha da gelişerek, Erzurum’u da yakalayacağına inanıyorum.
Demokrasi olmadan, bir şey olmaz
Bazı toplantılarda, panel veya açılışlarda demokratik çıkışlarınız, birçok siyasetçiden çok daha fazla ileride. Darbelere karşı duruşunuz, demokratikleşme, sivil anayasa gibi konularda çok demokratik çıkış sergiliyorsunuz. Bu çıkışlarınız bir idareci için çok iyi ama bir siyasetçiden çok daha ileride. Bunda bir mağduriyetin getirdiği birikim var mı? Daha açık söylemem gerekirse darbe dönemleri ve özellikle 28 Şubatın etkisi söz konusu mu, yoksa öteden beri hayat anlayışınız mı böyle?
Şuna inanıyorum, hepimiz için demokrasi, tam demokrasi çok gerekli. Toplumların gelişmesi, kalkınması, huzuru demokrasiye bağlı. Bir ülkede demokrasi tesis edilemediği müddetçe, hem toplumsal bazda, hem ülke bazında sıkıntıların yaşanmasına neden oluyor. Demokrasimizi geliştiremediğimiz, işletemediğimiz sürece bu tür sıkıntılarımız devam eder. Bu nedenle de her zaman demokrasiden yana oldum. Tüm insanlarımızın, siyasetçilerimizin, bürokratlarımızın ve aydınlarımızın demokratik duruş sergilemesi gerekir. Demokrasimiz ancak bu demokratik duruşla gelişebilir. Zaten demokrasi de herkesin bir konuda konsensüsüdür, anlaşmasıdır. Demokrasi olmadan ne huzur olur, ne kalkınma, ne gelişme. Demokrasiyi bu nedenle de hem seviyor, hem özümsüyorum. Demokrasi, bize, kültürümüze ve inancımıza da uygun bir yönetim şeklidir.
Darbeler zarar verdi
Her zamanda demokrasimiz kesintiye uğradı…
Geçmişteki askeri müdahalelerin sıkıntısını ülke olarak çektik. 1960 ihtilalinde, 1971’deki 12 Mart’ında, 1980’in 12 Eylülünde çektik. 28 Şubat post modern darbede de çektik. Bu tür askeri müdahalelerin ülkemize ve insanımıza zarar verdiğine kanısındayım. Keşke her zaman hükümetlerimiz seçimle gelip, seçimle gitse. Hem bir takım mağduriyetler olmazdı. Hem de ülkemiz daha iyi yerlerde olur, daha çok gelişirdik.
28 Şubat’ta da bir takım sıkıntılar yaşandı. Antidemokratik uygulamalar oldu. Ülkenin tabi gidişine müdahale edildi. Ülkemiz ve vatandaşlarımızda bundan zarar gördü.
28 Şubat’ta göreviniz neydi?
Ankara Vali yardımcısıydım. Bizim gıyabımızda da fişleme yapılmış.
Düzmece Raporla Görevden Alındı
Ne zaman bilginiz oldu?
Usulüne uygun olmayan bir tayin sebebiyle öğrenmiş oldum. Gıyabımda, benim hakkımda rapor tutulmuş. Konuyu yargıya taşıdım. Yargıda reddettiler. Bu defa Danıştay’da hakkımı aramaya çalıştım. Danıştay’da davayı reddetti.
Dava sürüyor mu?
Evet, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşıdım. 28 Şubat, 1998 yılındaydı. O zaman Danıştay’a dava açtım, 2005 yılında sonuçlandı. İç hukuku o tarihte bitirmiş oldum. Zaten AHİM’e de iç hukuku bitirdikten sonra müracaat edilebiliyor. 2005’de de AHİM’e dava açtım. Mahkeme davamı kabul etti ve halen sürüyor. Hükümet “dostane” çözüm istedi. 3 bin Euro teklif ederek dostane olarak çözelim dendi. Ben de “bu haksız uygulamanın karara dönüşmesi için” kabule etmedim. AHİM’in karar vermesini bekliyorum. Bakalım AHİM ne karar verecek.
Özel yaşamla ilgiliydi değil mi?
Tabii geçmişte olduğu gibi 28 Şubat’ta da özel yaşam baskı altındaydı. Kişilerin bazı durumları, ailevi yaşantıları bile kayıt altına alınıyor, irdeleniyordu.
AHİM’in de özellikle özel hayat, kişilerin kıyafet tercihi gibi konularda çok da tarafsız olduğuna inanmıyorum. Bu davayla AHİM’in kişilerin özel hayatının irdelenerek, görevine yansıtılmasına nasıl bakacağını merak ediyorum.
28 Şubatı ve hak arama mücadelenizin notlarını tutuyor musunuz?
Evet, dava boyunca suçlama ve savunmaların notlarını tuttum. Kısa bir broşür şeklinde olacak. AHİM’in kararından sonra yayınlamayı düşünüyorum.
İz Ajans Yayıncılık olarak bu broşürü yayınlamayı isterim.
Evet, zaten İz Ajans Yayıncılığın birkaç kitabını gördüm, karar çıkarsa toparlar, yayınlarız.
Valiler, Kaymakamlar Fişleniyordu
O süreçte hakkınızda fişleme yapıldığı, yalan beyanlarla rapor tutulduğu ve bunun için de haksız bir tayinle karşılaştığınızı biliyordunuz ama o dönemde buna karşı çıkmak, dava açmak da pek kolay değildi. Çok cesur olmalısınız…
Hak noktasında, doğru bildiğim yolda hakkımı savunurum. Bunun zamanı ve zemini olmaz. Eğer bu cesurluksa, cesaretse öyleyim. İyi biliyorum ki, ben kanunlara, mevzuata aykırı hiçbir eylemim olmamış. Bu nedenle kendimden eminim. Bakanlığa bu tayinin sebebini sorduğumda “hakkında rapor var” dediler. Yanlışım olduğunu düşünmüyor, hizmetlerimi de çok iyi biliyordum. Bu davayı da bu güvenle açtım. Dava iç hukukta 7 yıl sürdü. 2005’ten bu yana da AHİM’de sürüyor.
Bir başka deyişle de siz ilin en büyük mülki amiri konumundaydınız ama fişleniyordunuz da.
28 şubatta mülki idare amirleri içerisinde de epey fişleme yapıldığı kanaatindeyim. Bir örnek olsun diye, bu davayı devam ettirdim. Belirttiğim gibi de sırf bu örnek olması açısından yayınlamayı düşünüyorum. Haklı olduğunuz konularda yılmamak gerekiyor. Zarar görsek bile…
Yarın : Yöneticiler fişlemeyi sever mi?
Söyleşinin dördüncü ve son bölümünü okumak için tıklayınız
ETİKETLER :
Vali Ramazan Sodan Adıyaman Daebe demokrasi