Beni niye öldürdünüz
Van'da yaşanan dramı en iyi anlatan örnek oldu babası çadır bulamadığı için naylon çadırda soğuktan zatürre olarak ölen Minik Deniz. Türkiye onu ilk kez sitemiz yazarı gazeteci yazar Nevzat Çiçek'in twitterdan yayınladığı fotoğraflarla ve can acıtan yaşam mücadelesiyle tanıdı.
Ertesi gün neredeyse tüm gazete ve televizyonlarda ilk haber oldu bu acıklı yaşam öyküsü. Minik Deniz'in içleri acıtan öyküsü, asıl depremin, deprem sonrasında yaşananlar ve ihmaller olduğunu anlattı vicdanlara...
Naylon çadırda soğuktan zatürre olarak hayatını kaybeden Minik Deniz, yattığı soğuk toprağın altından, ölümünde katkısı olan hepimize, tüm vicdanlara seslendi; "Beni niye öldürdünüz..."
Minik Deniz'in içleri acıtan dramını ilk kez tüm Türkiye'ye duyuran Sitemiz ve Milat gazetesi yazarı Nevzat Çiçek, minik Deniz'i yazdı...
BENİ NİYE ÖLDÜRDÜNÜZ
Adım Deniz, altı yaşındaydım . Erciş Çelebibağ’da yaşıyordum.
Depremden önce evim vardı, depremden sonra ise naylon çadırım oldu.
Günlerimi naylon çadırın altında geçiriyordum. Üzerime ince ince kar yağıyordu.
Çadırımızın naylonu maviydi. Sabah kalktığımızda mavi ve beyazın birleşimiyle soğuğun başka bir rengini kucaklıyordum.
Babam, inşaatlarda çalışarak bizi doyurmaya çalışıyordu. Bizi evsiz bırakan, kibrit kutusu gibi evlerde.
Deprem oldu. Babam sağa-sola koştu bir çadır alamadı. Dilekçe ver dediler verdi, adam bul dediler buldu. Bağır dediler bağırdı. İsyan etti birileri geldi sabret dediler. Ölüme, açlığa ve soğuğa sabır dediler.
Babam yeni bir icat keşfetti; Van’da Erciş’te metre ile insanlara ev yapılıyor dediler.
Babam da bize metre ile ev yapmak için aldı mavi naylonu. Altına üç dört direk dikti…
Akranlarım taştan oyuncak ev yapsalar bu kadar kısa sürede yapamazlardı. Babam bize metre ile ev yapıyordu; naylondan ev!
On iki kişi günlerce orada yaşamaya çalıştık. Üşümemek için o kadar birbirimize sarılıyorduk ki, ölümden başkası bizi ayıramazdı. Annem naylon çadırda bize hayat kurmaya çalışıyordu.
Önümüz, arkamız, sağımız ve solumuz hep naylondu.
Gece rüzgârın sesi depremden önceki ses gibiydi. Korkutuyordu. Soğuk, soğuk değildi sanki. Yağmur yağıyor, kar yağıyor, üzerimize ölüm yağıyor, yokluk yağıyordu.
Bizim naylon evimiz vardı, soğuğa açlığa komşu küçücük naylon evimiz.
Bir çok akranım gibi bende ısınmak için ellerimi bacaklarımın arasına alıyordum, ama soğuk yanı başımda bırakmıyordu beni. Sıcak yemeklerim soğuyor, bisiklet hayalim üşüyor, göz yaşlarımı buz tutar diye akıtamıyordum.
Hastalandım, babam hemen çadırkentteki Sahra Hastanesi’ne götürdü. Benim gibi üşüyen doktorları gördüm, “Yoğun bakıma alınması lazım” dediler, ateşim yükseliyordu, yine üşüyordum. Burada yoğun bakım yoktu, beni hemen Bitlis’e havale ettiler.
Bin bir güçlükle Bitlis’e ulaştık. Her taraf benim gibi hastaydı. Doktorlar Batman’a gitmen gerekiyor dediler babama, Batman’a gönderdiler. Hayatımda ilk defa bu kadar çok yolculuk yapıyordum.
Geride bıraktığım 10 kardeşim ile vedalaşamadım. Annem yanı başımda, babam çaresiz gözlerle bana bakıyor.
Erciş’i ne zaman göreceğim bilmiyorum. Bisiklete ne zaman bineceğim, hangi bayramda kimin elini öpeceğim, okulda hangi ayakkabı ile gideceğim bilmiyorum.
İyileşmek istiyorum. Batman’a giderken yolda beyaz beyaz şeyler görüyorum, aksakallı amcalar, benim gibi çocukları almış gidiyorlar. Uçuyor muyuz, uçmuyor muyuz bilmiyorum ama gidiyoruz.
Batman’a hastaneye giderken daha çok üşüyorum, anneme bakıyorum bana bakıp göz yaşı akıtıyor, babam, koca adam çaresizliği göz yaşına vurmuş, bakamıyorum.
Ben ağladım zaman babam kolumdan tutardı, şimdi ben babamın kolundan tutmak istiyorum ellerim kalkmıyor.
Vedalaşamıyorum, ölümün soğukluğu yanı başımda. Naylon çadırdan beri peşimi bırakmıyor. Gel diyor koynuma. Annemin koynundan alıyor beni, annemi o zaman ağlarken görüyorum.
Bilinmeyen bir dilde bana bir şeyler söylüyor; “Lavimin.”
Dünyada iken duyduğum son söz oluyor. Annemin lorilerini duyamıyorum. Ben niye öldüm onu da bilmiyorum.
Yine Erciş’e doğru dönüyoruz. Van Deniz’ine son kez bakıyorum. Annemin babamın Denizlerine son kez baktıkları gibi.
Soğuk suyla yıkıyorlar beni, usul usul beyaz kefene sarıyorlar, üşüyorum. Erciş’imde beni toprağın koynuna bırakıyorlar. Bir deprem sonucunda öldü diye mi kayıt düşerler bilmiyorum ama ben öldüm.
İsmim Deniz, altı yaşında soğuktan, enfeksiyondan öldüm.
Toprağın altında bile babamın “Allah rızası için çadır” sesini duyuyorum.
İstanbul’a telefon ediyor bir gazeteci abim, benim öldüğümü söylüyor. Deniz öldü diğerleri ölmesin diye babama çadır veriyorlar.
Beni siz ölüme terk ettiniz, dünyanın bütün çocukları gibi beni de siz öldürdünüz. Evinizde çocuklarınız üşümesin derken, beni üşüttünüz. Kardeşim derken, toprağa bıraktınız.
Televizyonlarda, banklarda dünyanın parasını topladınız, payıma düşeni göndermediniz, bana çadır almadınız.
Ben öldüm, ölürken çadırın da kefenin de bez olduğunu öğrendim. Ben ölürken ağlamadım, gözyaşlarım donar diye korktum.
Kardeşlerim, arkadaşlarım, yaşıtlarım, Erciş’im size emanet.
Benim gibi çocukları soğuktan öldürmeyin
ETİKETLER :
Nevzat Çiçek Deniz Türkiye Van deprem