Hizmet ehlinin hizmeti 2
Tartışılacak Yazının Devamı
Genel Yayın Yönetmenimiz ve Başyazarımız Naif Karabatak, çok tartışılacak bir yazıya imza attı. Dün başlayıp, bugün da devam eden yazıda, Hizmet ehlinin hizmetini sorguluyor. İşte Karabatak’ın yazısı.
Naif Karabatak
Hizmet ehlinin hizmeti! (2)
Hatırlatma: Dünkü yazımı okumadıysanız, lütfen bu yazımı da okumayın. Yazı bütünlüğü açısından önce dünkü yazımı okuyun, sonra bu yazıya başlayın.
***
AK Parti iktidara geldikten sonra bugüne kadar zulmedilenlere gün doğdu. Artık zulüm görmeyecek, yenen hakları da iade edilebilecekti. Edilmeye de başlandı
Mağdurlar, birer birer kaybettikleri onur ve şerefine kavuşmanın yanında, yıllardır maddi olarak çektikleri sıkıntıları da geride bırakmanın hazzını yaşamaya başladılar…
Üniversitelerde rektörler değişti, birer birer. Danıştay, Yargıtay, Sayıştay ve bilmem daha ne kadar büyük makam ve mevkiler varsa günü dolan gitti, yerine yenileri geldi…
Askerler de değişti; “Boru bunlar, boru” diyenlerin borusu ötmedi…
Emniyet değişti, valiler değişti, kaymakamlar değişti, basın değişti, yerelde görev yapanlar bile birer birer yeni isimlere yerlerini bıraktı.
Sol çevreler veya Ergenekon’a yakın kaynakların suçlamaları hazırdı; “cemaat kadrolaşması” yapılıyordu. Cemaat dedikleriyse, “hizmet ehli” olarak bildiğimiz güzel insanlardı…
28 Şubat mağdurlarından da olan, uzun yıllardır Amerika’da yaşamak zorunda kalan M.Fetullah Gülen Hocaefendi, artık aklanmış, dönme şansı olduğu “zarar vermemek” adına dönmüyordu…
Sadece Türkiye’de değil, dünyanın dört bir yanında, kuş uçmaz, kervan geçmez noktalarında yaptıkları eğitim hizmetleriyle gönüllerde taht kurmaya devam ediyor, ülkemizi tanıtıyor, inancımızı yayma şansı yakalıyordu. Bütün dünyada ülkemize karşı bir hayranlık doğuyor, İslam’a karşı önyargılar birer birer yıkılıyordu…
Bütün bunlar çok güzel gelişmelerdi.
Hizmet ehli, hizmetin gereğini yerine getirmede hiçbir fedakârlıktan geri durmuyor, ücretini de elbet alıyorlardı. Hiç kimse aç karnına koşturamazdı…
Türkiye’nin dört bir yanında kırtasiyeleri vardı, teknoloji mağazaları mevcuttu, kolejleri, okulları, dershaneleri, yurtları, evleri, farklı alanlardaki daha nice yatırımları vardı…
Abileri vardı, ablaları vardı, il sorumluları, bölge sorumluları vardı…
Burada çalışanlar ise elbette ki hizmet ehliydi.
Maaşlarını her ay düzenli alıyor, farklı yerlere de harcamıyorlardı. Alışverişi bile “hizmet ehli”nin bir başka biriminden karşılamanın gönül rahatlığıyla dışarıya taşmadan yaşıyorlardı…
***
AK Parti iktidara gelip, yeni atamalar yapılmaya başlanınca da “kadrolaşıyorlar” diye gösterdikleri hep hizmet ehliydi…
Ama kaygılar da vardı…
Yeni atamalarda “hizmet ehli”ne ayrıcalık verildiği konuşulmaya başlandı…
Çoğu ya hizmet ehliydi, ya hizmet ehline çok yakındı veya icazet verdiğiydi…
Bir yere adaysanız, iyi bir referansınızın olması gerekirdi. En iyi referanssa, abilerin icazetiydi. Öyle söyleniyordu…
Sadece bu değil elbet…
Aydınlar da hizmet ehlindendi, çok satan gazeteler de artık hizmet erleri tarafından çıkarılıyordu, çok izlenen medyanın diğer kolları da…
Hizmet ehlini düşman gören kesimler, “Ergenekon gitti, hizmet ehli geldi.” diye şikâyet etmeye başladılar. Bunun gerçeklikle ne kadar ilgisinin olup olmadığı elbette ki belli değil.
Evet, onların elinde silahı yoktu, hiç kimseye adice planlar yapmaz, insanları bir gece yarısı evinden alıp, faili meçhule göndermezlerdi…
Ama laik taassubun yerini bir başka taassubun alması mümkün müydü?
Ne kadar doğrudur bilinmez ama cemaatin, taassup yapmaya başladığı suçlamaları dolaşıyordu, dilden dile. Her şey “bizden” olanlara göreydi…
Atamalar böyleydi, en ufak bir kuruluşta bile gözetilenin “hizmet”ten olmasıydı…
“İş”i alan hizmet ehliydi, “iş”i veren de hizmet ehlindendi.
Bütün bu iddiaların ne kadarının doğru olup olmadığı bilinmez ama bir kaygı olduğu gerçeğini de kimse göz ardı etmez/etmemeli…
Hâlbuki bu ülkede liyakat sahibi olmak esas alınmalı…
Mağdur edilenler de, yıllardır hakkı elinden alınanlar da sadece hizmet ehli değil ki…
Görevinden haksız yere alınanlar, zulme uğrayanlar, istifa etmek zorunda kalanlar, emekliliği seçenler, evine ekmek götüremeyecek halde bulunanlar sadece hizmet ehli değildi…
Bütün bu algıların oluşmasında aslında hizmet ehlinin bir eksik yönünün olduğunu da gösteriyor.
Belki de liyakate bakmak, hizmeti gözetmek, hakkı teslim etmek göz ardı edildi…
Güzel işler yapıyorlar ama “bir başkasını görmemenin sancısı” mı başlıyordu?
***
Taassuptan arınmanın şimdi tam zamanı…
Sağımıza ve solumuza bakıp, “her şey bizden olsun” mantığının, 88 yıldır uygulanandan çok farklı olmadığını kavramamızın zamanı çoktan geldi de geçiyor bile…
Eğer, sadece karşıt çevrelerde değil, bu satırların yazarı gibi “camiaya çok yakın” çevrelerde bile bir kaygı varsa, böyle bir algı oluşmuşsa dikkat çekilecek zaman da gelmiş demektir.
88 yıl sonra farklı bir taassupla, bu ülkeye ve insanımıza yazık etmeye hiç kimsenin hakkının olmadığını düşünüyorum.
Unutulmasın ki, Firdevs’in kaynağına kurulanların kimler olduğunu, helak olmaya namzet yığınların da kimler olabileceğini sadece Allah bilir…
Twit’imden seçmeler
Krallıktan çok çekenler, krallığı yıkmaya çalışır ama “ben kral olayım” isterler. O güne dek zulme uğrayan, zulmetmeye başlar.
Naif Karabatak
27 Eylül 2011
ETİKETLER :
Naif Karabatak Hizmet Ehli Yazı