Karabatak’tan Tartışılacak Yazı
Hizmet ehlinin hizmeti!
Genel Yayın Yönetmenimiz ve Başyazarımız Naif Karabatak, çok tartışılacak bir yazıya imza attı. Bugün başlayıp, yarın da devam edecek olan yazıda, Hizmet ehlinin hizmetini sorgulayacak. İşte Karabatak’ın yazısı.
Peşinen kabul etmeliyim ki, yazdığım en zor yazılardan birisini şimdi okuyacaksınız. Ama bu yazı, benim her türlü taassuba karşı olduğumun da bir kanıtı olacaktır.
***
Türkiye, 88 yıldır “katı laik”lerin güdümündeydi. Onlar ne isterse o oluyor, onların istemediği ise asla ve katta hayata geçmiyordu. Direnmelerine, rağmen halktan başaran olduğunda ise provokasyonlar başlıyor, gerektiğinde ise darbelerle emellerine ulaşıyorlardı…
Ülkenin gerçek sahibi onlardı. Öyle inanmış, küçüklüğünden beri aldığı eğitimlerde bunun “normal” olduğunu kavramaya başlamışlardı…
Her yol mubahtı...
Yüz binlerce insanın ölmesi, masum insanların katledilmesi, elleriyle kurdukları terör örgütlerinin ülkenin başına bela olması, ekonominin allak bullak hale gelmesi, insanların yoksul kalması, mağdur olması, yatırımın gelmemesi, işsizlik, aşsızlık.. bütün bunların bir önemi yoktu. Varsa yoksa kendi saltanatlarıydı…
Bu açıdan “Ergenekon” soruşturmasının çok önemsenmesi gerektiğine inananlardanım. Öyle ki, bugüne kadar ki bütün kirli yapılanmalar, adice planlar, aşağılık komplolar, faili meçhuller aydınlanacak ve bundan sonra da olmayacak…
Devletin bütün kurumlarına, bütün kuruluşlarına, bütün sivil toplum örgütlerine, hatta cemaatlerine, hatta terör örgütlerine o kadar siyaret etmişler ki, “her olan, onların istediği” oluyordu…
Kadrolaşmada bunlardan birisiydi…
Üst makam diyeceğimiz önemli noktalara onların istediğinin dışında bir atama yapılması söz konusu bile değildi. Direnmeye çalışan iktidarların başına neler geldiğini de gördük.
Sadece üst makam değil, bazen “alt makam” diyeceklerimizde bile aradıkları kıstaslar, milletin inancına, duruşuna, yaşam tarzına müdahale edecek vasıftakilerdi…
O nedenle de yıllarca devlet, asık suratıyla millete zulmeden bürokratları el üstünde tuttu.
Millet her zaman potansiyel suçluydu, öyleyse dikkat edilmesi, göz kulak olunması, hatta izlenmesi gerekirdi…
Kolay olsun diye fişlediler, dinlediler, izlediler, her an başlarında bulundular…
Elastiki cümlelerin arkasına sığınarak yaptıkları yasa maddelerini “işlerine geldiği” gibi yorumladılar.
Yorumcuları da vardı, sahte hocaları da, özgürlük isteyenleri de…
Aslında her bir şeyleri tastamamdı.
Kendi borularını öttürmek için, halkın borusunun sesini kısmaları gerektiğini biliyor, sindirilmiş, susturulmuş, korkutulmuş halk, onları için bulunmaz nimetti…
Şatafatlı bir hayatları vardı…
Lüks villalarda yaşıyorlar, korumaları, şoförleri, uşaklarıyla her an, her şeye sahip olabiliyorlardı…
Büyük ihaleler onlardaydı, küçük ihaleleri bile “yandaş”a yamamaya çalışıyorlardı. Onların icazet vermediklerine yaşam hakkı pek bulunmazdı…
Okumuşu çoktu, yazarları vardı, aydınları doluydu, askeri vardı, yüksek bürokratları çoktu, valisi, kaymakamı, kurum amirleri, sivil toplum örgütleri…
“Atatürkçülük” diye bir katı kuralları vardı, “laiklik” gibi herkesin sahip olması gerektiğine inandıkları kavramlara sahiplerdi. Bunlar, “şifre”ydi ve bunu dillendiren kendilerindendi…
Atatürkçülük dediğinde akan sular duruyor, açılmayan bütün kapılar açılıyordu…
Laik olanlar her makama geliyor, her işi alıyor, “inançlı” olanlara ise bütün kapılar birer birer kapanıyordu…
Basınları güçlüydü…
İsrail yanlısı da diyebileceğimiz basın ve yayın kuruluşları sayesinde, “çok satan”, “çok izlenen” ve “etkisi büyük” yayınlar yapma şansını elde edebiliyorlardı…
Parayı çok bulan, milyon dolarlarla maaş alan “yandaşları” ise canını dişine takarak, kanının son damlasına kadar katı laikliği ve Atatürkçülüğü savunuyor, bunun dışındaki her değere küfretmeyi marifet biliyordu…
***
Ve derken Susurluk’ta bir kamyon, bir Mercedes’e çarptı…
“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyenler, çarpılanın kendileri olduğunu anladıklarında çırpınmaya başladılar…
Sonrasında Ergenekon geldi…
Balyozlar, eldivenler, ay ışıkları, gece yarıları, bildiriler, darbeler, muhtıralar, silahlar, mühimmatlar, halka karşı dönen tanklar ve tüfekler ortaya çıktı…
Kötü yakalanmışlardı…
Halkın büyük teveccüh gösterdiği AK Parti’de vardı…
İstediklerini yapamıyor, dilediklerince at oynatamıyorlardı…
Üstelik de her bir tarafta “cemaat” vardı…
Hizmet ehli, halka karşı dönen silahları kınına sokmaya çabalıyor diye düşünüyorlardı…
Hizmet ehli de az çekmemişti…
Ama şimdi bir başka tehlike söz konusuydu…
Yarına…
Naif Karabatak
26 Eylül 2011
ETİKETLER :
Naif Karabatak Yazı Hizmet