Vatan,Millet,Sakarya dediler ve asıldılar
Hazan mevsimiydi, Yapraklar dökülüyordu ama Türkiye karanlık günler yaşıyor her gün onlarca genç ölüyor, analar ağlıyor, Genç kadınlar dul, Çocukları öksüz kalıyordu.
Cuntacılar yönetime el koydu ama bu sefer gençleri onlar darağacında salamaya başladı. Bu acı daha büyük oldu çünkü Vatan, Millet, Sakarya diyen gençler uğruna kavgalar verdiği vatanında suçsuz yere asılmaya başladı.
Yazarımız Mehmet Tırpan bu konuyu kaleme aldı…
Eylül…
Eylüldü. Engizitörler ayaktaydı, sıcacık bir bedene soğuk bir urganın ilmeğini ulamak için.
Eylül cellatları ayaktaydı, uyanık, hain, ürkekçe ölüme baygın bakışlarla bakıyorlardı…
Yağlı ilmek Halil’in boynuna geçirildiğinde, Eylüldü soğuktu.. Adet olduğundan infaz gece yarısı, volta meydanında, sabaha karşı yapılacaktı..
İnfaz emrini yerine getirmek için volta meydanında bir cellat, bir katip, baş efendi ve birkaç muhafız vardı ki, hepside muhafaza etmekten beriydi. Sabırsızdılar, ürkektiler, infazın biran önce gerçekleşmesini istiyorlardı. Bulutlar ağırlaşmış. Gökyüzünü belli belirsiz bir hüzün kaplamıştı.
Yağmurun şehadetine eşlik edeceği Halil’in ceketi ıslanmaktaydı, ölüm Halil’i değil, Halil’i öldürecek olanları kuşkulandırıyordu. Eylül celladı, bir köpek havlaması, gök gürültüsü ve Yağmur sesleri arasında iskemleyi yerinden oynatarak yağlı urgana can verdi can alarak.
Hep yağmurun hafif hafif çiselediği bir günde asılmak isterdi ya öylede oldu. Ak pak kefenini Sabaha kadar yıkadı yağmur,beyaz ;bembeyaz oldu….
İdam edilenler ibret olsun diye üç gün boyunca dam meydanında asılı tutulurlardı Halil’i üçün tutmadalar ama yine de ibret oldu katibe, başefendiye, muhafızlara, bana…..
Celladı ibret aldı sırtı kıbleye dönük asılan Halil pusula gibi kıbleyi gösterdi.
Gece uykuya çekilenler uykudan başka çekilecek bir yerleri olmadığı için kıvranıp durdular yataklarında o gecenin gündüzünde dam meydanına voltaya inen herkesin ölümle hesaplaşması bir başka oldu.
Kimileri merhamet, acıma ve duayla, kimileri; nefret iştahlı bir tükürükle; kimileri korku, titrek ruhuyla; kimileri aldırışsızlık boş gözlerle iğrenerek. ‘şehadeti özümseyenler imrenerek’ yaklaştılar darağacına dün hayata bakanlar bugün ölüme bakıyorlardı boş gözlerle hem aynı pencereden.
Dam ahalisi için güç bir hesaplaşmaydı eylül cellatlarının ölüm meydanı büyüyüp büyüyüp Koca bir boşluğa dönüşmüştü adımlar tükenmiyor volta sahası ölçülemiyordu. Ne korkunun, ne merhametin ne de nefretin hesabı tutmadı. Bir garipti o gecenin gündüzü,acıyan acımayı Hınçlı hıncını,korkak korkusunu bir kenara bırakarak inmişti cezanın törpüsü olan voltaya
Bu seferki tuhaflık bir başkaydı dam kentlilerin hafızasına yer etmiş olan geçmişteki acayipliklerin hiç birisine benzemiyordu ölüm. Halil’in ipe çekildiği gece çiseleyen yağmur Üç gün boyunca devam etmiş, gökkubbe bir kere olsun açmamış güneş bir kez olsun gülümsememişti. koğuşların tavanı su almaya başlamıştı bu ağır yağmur yüzünden tuhaf olan şuki; yağmurun kesilip yeniden yağmaya başladığı o kışta aralıklarda avluda kalan Halil’in ceketi kuruydu kupkuruydu. İlkin cellat gördü bunu sonra katip, başefendi sonra körle.
O gece Ah o gece meydanı dolduranlar yağmurun ara vermesini bekliyorlar ama yağmur hiç mi hiç aldırmıyordu.
ETİKETLER :
Eylül Türkiye Cunta Darbe