Dr. Abuzer Demir için…
Yazının başlığını her türlü yazabilirdim. Yazacağım her ifadeyle de yazacağım kişiyi örtüştürebilirdim ama yapmayacağım…
Birkaç gün önce AK Parti Milletvekili Adayı, Gazeteci Yazar ve en az 35 yıllık dostum, sevgili ağabeyim Mehmet Metiner’in basınla bir toplantısı vardı. Ben de “Basın Müşaviri” olarak oradaydım.
Toplantıda olan veya olmayanları birkaç kişinin “aktarmasından” öğrenen Adıyaman’da Bugün Gazetesi Sahibi Dr. Abuzer Demir, kendi adıyla değil de mahlas olarak kullandığı Hüseyin Fırat adıyla oradaki gazetecileri fırçalamış…
Üstelik de Sayın Metiner’in gazetecilere gazeteciliği öğretmeye kalktığı iddiasıyla bunu yapmış. İçine düştüğü ikilemi, sitemiz kaleme alarak “duyumlar” üzerine yazı yazdığını ifade edilmiş…
Gazete Adıyaman sitesinin Genel Yayın Yönetmeni ben olunca da, yine Hüseyin Fırat adıyla hiç hak etmediğim ifadeleri kullanarak köşesine almış…
Genellikle söyleyecek sözü olmayanlar, bir başkasının yazısını eleştirirken hakarete yönelirler, hatta daha dün sümüğünün aktığından bahsederler…
Söyleyecek sözü olanlarsa sadece o yazıyla, sadece o haberler veya sadece o konuşmayla ilgili cevap verirler…
Ben Sayın Demir gibi yapmayacağım…
Sadece onun yazılarıyla cevap vereceğim…
Bir olay hakkında yazı yazmanız için elbette orada olmanız gerekmez ama nakledene güvenmeniz gerekebilir…
Hayatım boyunca kimseye yağ yakmadığımı en iyi sayın Demir bilir…
Kendisiyle aynı gazetede çalıştığımı söylemiş. Oysa ben Hüseyin Fırat’la hiçbir zaman aynı gazetede çalışmadım. Yoksa yazı yazarken aynaya mı bakıyor diye bir an tereddüt ettim.
Benim Genel Yayın Yönetmeni olduğum sitede yazılan her yazıyı veya her haberi benim yazdığıma hükmetmek önyargılı olmanın tam adı olduğuna inanıyorum.
Üstelik de o yazının hiçbir yerinde hakaret yokturdu. Sadece içeriği bilmeden yazdığı belirtilmişti.
Sayın Demir, “Bu yazı, muhtemel bir menfaat uğruna üzerine hiç de vazife olmayan, adının dahi geçmediği bir konuya balıklama dalan naif karabatak ya da onun izin verdiği yazarın menfaate susamışlığının acı bir ifadesi ve görünümüdür, şaşırdım” demiş…
Aslında bu ifadeye söyleyecek pek bir sözüm yok.
Hiçbir menfaat olmadan yıllarca emek verdiğimi ve karşılığında aldığım mahkeme ilamını bildiğinden, benim menfaate dayalı pek bir şey yapmayacağımı bilmesi gerekir.
Bu ülkede “Danışman” veya “Basın Müşaviri” olarak görev yapmanın kiralık kalemle ilgisinin olduğunu da ilk kez duyuyorum.
Üstelik de bunu menfaate dayalı olarak değil, yılların dostluğuna karşılık bir vefa olarak yapıyorum. Hani sayın Demir’in hiç bilmediği vefa…
Yok, yok İstanbul’da bir semt olandan değil, tatmadığı bir duygu olan vefadan…
Sayın Demir, yazısının sonunda “Ben Naif Karabatak’ı özgür ve güçlü kalemi olan bir gazeteci bilirdim. Meğer kalemi kiralıkmış. Şaşırdım… Üzüldüm” demiş…
Şaşırıp üzülmene gerek yok. Aynaya bak, o ifadelerin sahibini görebilirsin.
Kalemimin güçlü olup olmadığını bilemem ama özgür olduğunu yine en iyi sayın Demir bilir. Bu öyle bir özgürlük ki, ilin en büyük mülki amirine bile aylarca, hatta yıllarca süren haklı bir davanın savunmasını tek başıma yaptığımdan çok iyi bilir.
Hayatım boyunca parayla pek aram olmadığından, sürekli kiraya verecek bir akarım da bulunmadığında, ben “kiralık” ifadesine karşılık gelen hiçbir şeyi anlamam ama sayın Demir, aynaya baksın ve ne kadar kiralık olabileceğini bir daha düşünsün…
Zoruma giden ise bir yazıya cevap vermesi gerekirken, neden cahiller gibi farklı konulara girmeye gerek duyduğudur…
Yoksa iki kelimeyi çarpıp cümle yapma yeteneğini mi kaybetti…
Naif Karabatak
Gazete Adıyaman
Genel Yayın Yönetmeni
ETİKETLER :
Naif Karabatak Abuzer Demir Mehmet Metiner