Dev Markaların korkulu rüyası
Mehmet Öztürk, ülkemizde yaşayan milyonlarca insanımızdan birisi. O’nun farkı ise her şeye karşı duyarlı olması, her şeyi sorgulayıp, şüphelendiğinde ise şikâyetçi olması.
Naif Karabatak’ın söyleşisi…
Öyle böyle değil, binlerce şikâyet, binlerce dava, mahkeme koridorları, kazanılan davalar, süren mahkemeler, tehditler, gözdağları ve çok ünlü markaların korkulu rüyası…
Mehmet Öztürk, Adıyaman’ın Kâhta ilçesinde mütevazı bir hayat sürüyor. Onun mütevazı hayatına karşın, ülkedeki en önemli markaların korkulu rüyası. Haksızlığa gelemiyor, duyarsız kalamıyor, inceliyor, araştırıyor, dilekçelerle hakkını arıyor, savcılığa gitmekten çekinmiyor, binlerce şikâyet ve davayla uğraşacak zaman buluyor, para harcıyor. Bütün bunların hepsi “duyarlı vatandaş” olmaktan öte bir şey değil. Ne kendisi için bir şey istiyor, ne gözdağlarından ürküyor. Kendi halinde yaşıyor, kendi dışında bir hayat sürüyor.
Öztürk, Kahta’da motosiklet tamircisi olarak ekmeğini kazanıyor. Küçük dükkanının ön tarafı tamir için bekleyen ve tamiri biten motosikletlere ayrılmış, arka tarafında ise bir masa, bir kanepe var.
Masanın üzerinde bilgisayar, yazıcı ve dosyalar var…
Ürünler hakkında çeşitli bakanlık, genel müdürlük ve firmalara yazılan yazılar, gelen cevaplar, açılan davalar, verilen savunmalar, kesinleşen kararlar ve daha neler neler…
İşyerinin arka tarafını gören hukuk bürosuna geldiğini sanır, ön tarafını gören ise tamirciye geldiğini anlar…
Eline aldığı İngiliz anahtarı ve diğer takımlarla iyi bir tamirci olan Mehmet Öztürk, işyerinin arka tarafına geçtiğinde ise iyi bir hukukçu kimliğine bürünüyor. Dükkan içersinde ve dükkan dışında da sohbetinin çoğunluğunu “tüketici hakkı”na ayırıyor. Hoş bunu biraz da çevresi sağlıyor. Kandırılan, hatalı ürün satın alan, GSM operatörlerinden çekenler, bankalarla derdi olanlar, sağlıksız yiyecekle tanışanlar soluğu Mehmet Öztürk’ün yanında alıyor, onun deneyiminden faydalanmak istiyor…
O da hiçbir talebi geri çevirmeyerek, yapılması gereken yasal işlemleri yapıyor…
Adıyamanlı, Kahta’da yaşıyor, bugüne dek onunla ilgili tek bir bilginiz bile olmayabilir ama dev markaların onunla ilgili bilmedikleri yok gibi…
Bugün sizlere içimizden birisini tanıtacağım, ilginizi çeker diye düşünüyorum…
Tüketiciler Birliği’nin ilk Şubesini Kurdu
İnsanımız “tüketici” olduğu halde, “tüketici haklarından bihaber” olarak çok uzun yıllar boyunca yaşadı durdu.
2000’li yıllara geldiğinde duyarlı vatandaşlar “Tüketicinin de hakkı” olabileceğini sorgulamaya başladı.
Aldatıcı reklamlar, eksik, bozuk veya hatalı ürünlerle insanların cebinden paralar uçuşuyor, üstelik de sağlığından olarak bozuk ürüne harcadığından çok daha fazlasını sağlığını düzeltmek için harcıyordu.
Şikâyet eden çoktu ama şikayeti resmileştiren yoktu. Bunun için de Tüketicilerin başvuracağı kuruluşlara ihtiyaç vardı.
İstanbul’da Tüketiciler Birliği kuruldu ama hiç şubesi yoktu.
Bugün 15 milyonu aşkın olan İstanbul, Türkiye’nin başkenti Ankara, çok büyük nüfusun yaşadığı İzmir, Adana, Mersin, Bursa, Erzurum, Trabzon gibi illerden “şube talebi” yokken, Güneydoğu’nun şirin illerinden birisi olan Adıyaman’ın Kahta ilçesinden “ilk şube açma talebi” geldi.

“Reklam olur” dediği için markasını yazmıyoruz. Ama internete girip google’de “Mehmet Öztürk” yazdığınızda hangi dev markalarla savaştığını da görebilirsiniz.
İlginç bir ayrıntıyı not edeyim.
Bir gün yerel televizyonlardan birisini izliyor. Ekranda bütün harfleri tamam denecek kadar bir soru var ve cevabı isteniyor. Söylenen telefonu arıyor, saatler süren bir bekletmeyle karşılaşıyor, pes etmiyor. Ekranda sürekli adı yazıldığı halde bir türlü yayına bağlatılmıyor. Ödül olarak 4 bin dolar verileceği söylenip duruluyor. Şaka değil 2 saat 45 dakika telefonda yayına bağlanmayı bekliyor ve sonra “bağlantı kesildi” denilip, bir sonraki arayan yayına alınıyor.
Şikayetçi oluyor, RTÜK’ten o televizyonun belirlenen saatteki kaydını istiyor, mahkemenin yolunu tutuyor. “Ben kazandım” diyor, param verilmeli.
Kazanıyor, hem parayı alıyor, hem de 500 liradan fazla tutan telefon parasını.
Mehmet Öztürk, işin ucunu bırakmayan, kanunları iyi yorumlayan, hakkını aramayı bilen birisi.
Herkes biraz Mehmet Öztürk olmalı diye düşünenlerdenim. Olmalı ki, halkı kandırarak servetine servet katanlar kendisine çeki düzen versin ve insanlarımızın ekonomisi ve sağlığı bozulmasın.
Mehmet Öztürk’le Kahta’da, baraj kenarında balıklarımızı yerken konuştuk. Bütün cesaretimi toplayarak birçoklarının sormayı istediği soruyu ben sordum, “deli misin” dedim ve devamı geldi.
Mehmet Öztürk
1962 yılında Gerger’de doğdu. Lise mezunu olan Öztürk, Kahta’da motosiklet tamirciliğiyle geçimini sağlıyor.
2002 yılında Tüketiciler Birliği Kahta Şubesini kurdu ve Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcılığına getirildi. Daha sonra yapılan kongrede aday olmadı.
Öztürk, halen motosiklet tamirciliğinin yanı sıra Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi Adıyaman temsilciliği görevini yürütüyor, evli ve 6 çocuk babası.
Deli misin, veli misin, başka işin mi yok?
Delilik bakış açısına göre değişir. Bana deli diyen vardır ama ben deli değilim. Hakkımı bilen ve sonuna kadar peşinde koşan birisiyim. Bir yanlışlık gördüğümde, halkın kandırıldığını bildiğimde, insan sağlığıyla oynandığında dayanamıyorum.
Korkmuyor musun?
Neden korkacakmışım, Allah’ın verdiği canın Allah alır.
Sana farklı bakıldığını biliyorum, en azından buna takıntı diyen, hastalık diyen daha çoktur. Sorumluluk duygusu diyen ise ne yazık ki daha az.
Doğru.
Peki nasıl başladı bu takıntın?
Babamım BAĞ-KUR maaşındaki yanlışlıkla başladı, sisteme güvendiğimiz halde, sistemlerin doğru işlemediğini gördüm.
Sonra…
Sonra bir banka kartımdan haksız yere kesilen aidatın peşinde koştum, yıllarca uğraş verdim.
Aslında sizin şöhretiniz çok ünlü bir markanın eksik gramajından dolayı yaptığınız şikayet üzerine adını değiştirmesi oldu. Dünyaca tanınan bir markayla uğraşmak nereden aklınıza geldi?
Ben uğraşmadım, onlar uğraştı. Marketten aldığım çamaşır, bulaşık makinalarında kullanılan kireç önleyici bir ürünün bir kilodan az olduğunu hissettim.
Elinizle mi tarttınız?
Önce elime hafif geldi, sonra terazide tarttım, 630 gram geldi.
370 gram eksik yani.
Evet, bunun üzerine savcılığa suç duyurusunda bulundum, hikayesi çok uzundur. Sonra marka o ürünü piyasadan çekti, başka bir firmayla birleşerek adını değiştirdi.
Orada durmadınız tabii başka var mı?
Koruyucu ürünün eksik olduğunu görünce şikayetçi oldum, süreç uzadı, İstanbul’a gitmem gerekiyordu. Benimle görüşmek istediler. Gittim, onlarla görüşmeden önce parkta oturup dinleniyordum, bir şişe su aldım…
Su firması yandı desenize…
Evet. Şişe suyu bozuktu, karnıma bir sancı girdi, hastalandım. Şişe suyunu alarak savcılığa suç duyurusunda bulundum. Şişe suyunu tahlile gönderdiler, içinden neler çıktı neler…
Siz adamın iştahını kaçırırsınız, sadece su değil, sütler, yoğurtlar, salamlar, sosisler.. her şey hatalı mı, her şey yanlış mı, doğru giden bir şey yok mu?
Keşke olsa. Düşünebiliyor musunuz bu ülkede Tarım Bakanlığı var ama sucuğun dana eti oranını tespit edemiyor. Üzerinde yüzde yüz dana etinden yapıldığı söylenen bir ürünün, 6-7 bin lira arasında satılması size mantıklı geliyor mu? Bir kilo etin fiyatı belli, et dışında başka malzemeler dahil ediliyor, işçisi var, elektriği var, vergisi var ve bütün bunlara rağmen yüzde yüz dana etiyle yapılan sucuklar o kadar ucuz fiyata verilecek.
Tarım Bakanlığı bilmiyor mu?
(Tarım Bakanlığına ait bir yazı gösteriyor. Henüz sucuğun içerisindeki et oranını tespit edecek imkanları yokmuş) Bakanlık kendisi böyle bir imkanımız yok diyor ve en ünlü markalar da buna dahildir.
Marketten aldığımız dışı cilalı ürünlerin içi vay vaylı mı yani?
Elimde bir laboratuvar analizi var, çok ünlü birkaç markanın ürünü, içinde neler yok ki?
Girdiğiniz her yeri karıştırıyorsunuz, herkeste olmayan dikkat sizde var. Mecliste her gün binlerce insanın yemek yediği yerde ayrandaki ince ayrıntıyı nasıl fark ettiniz?
TBMM’ye gitmiştim. Bir vekilimizi ziyaret ettim daha sonra yemeğe geçtik. Yemekte ayran da vardı, paket ayranlardan. Alışkanlık haline geldiği için üretim ve son kullanma tarihlerine bakmak istedim ama ne üretim tarihi, ne de parti numarası vardı. Meclis Başkanlığına dilekçeyle müracaat ettim, adım “Meclisi karıştıran adam”a çıktı.
Yapılan incelemede haklı olduğum görüldü ve o firma bir daha TBMM’nin ihalesine katılamadı.
Kahta küçük bir yer. Bakkala, markete, kasaba gittiğinizde “şimdi yandık” diye düşünülüyor mudur?
Bilmem ama özellikle ürünlerin gramajına ve sağlıklı olup olmadığına baktığımı biliyorlar.
Eşiniz çocuklarınız ne diyor?
Bana destek oluyorlar, onlar da sağlıklı ürün kullanmak ister.
Ya arkadaşların?
Arkadaşlarım bana “Hafız-ül Kanun” derler. Kanunları çok iyi bilirim, tüketicinin haklarını sonuna kadar takip ederim.
Peki uğraşma diye yok mu?
Olmaz mı, ne işin var diyorlar, dünyayı sen mi düzelteceksin diye çıkışıyorlar.
Gerçekten de dünyayı sen mi düzelteceksin?
Öyle bir iddiam yok ama ben kendimi düzeltebilirim. Kendi haklarımı koruyabilir, hakkımın yenmemesini önleyebilirim. Önemli olan bu bilinci oluşturabilmek.
Bir şekilde insanların haklarına sahip çıkmasına önayak olmuş oluyorsunuz.
Evet…
Sahi sağlıklı yaşamak için neler önerirsiniz?
Teflon tavayı hayatınızdan çıkarın. Sıvı veya margarin yağlarını kullanmayın. Plastik kapı ve pencereler kullanmayın, kullanırsanız da her saat başı odayı havalandırın. Televizyonun açık olduğu odada saatte bir havalandırın.
Cep telefonunuzu başucunuzda veya yatak odanızda şarja takmayın. Her meyveyi veya sebzeyi zamanında tüketin. Baz istasyonu ve yüksek gerilim hatlarından uzak durun. Nişasta ve glikoz şerbetinden üretilen hiçbir gıda maddesini tüketmeyin.
Geriye ne kaldı?
Sağlıklı ürünler kaldı.
Efendim çok teşekkür ederim, zamanınızı aldık.
Ben teşekkür ederim.
Fotoğraflar: Abdurrahman Elmacı
www.gazeteadiyaman.com
2206 metre yükseklikteki, Dünyanın 8’inci harikası olan ve Dünya Kültür Mirası listesinde önemli bir yer tutan Nemrut Dağı’nın hemen eteğindeki Kahta ilçesinde mütevazi bir yaşam süren ve hayatını motosiklet tamirciliğiyle sürdüren Mehmet Öztürk, kısa bir zamanda çok ünlü markaların korkulu rüyası oldu, adeta devlerle savaştı.
ETİKETLER :
Mehmet Öztürk Kahta Gerger Mahkeme Adıyaman Tüketiciler derneği