Baharı gezerek karşıladık
Uzun zamandan beri planlıyorduk. Kısmet baharın müjdecisi bir Nevruzu gününün arefesiymiş. Arkadaşlar sınavlar başlamadan gezmek istiyorlar. Havalar da yakıcı dereceye gelmeden, baharı kapıda karşılayalım istiyorduk.
Bir bakıyoruz ki o bizi karşılar halde ‘’nerede kaldınız?’’ der gibi hali var. Ne de olsa yurdun her bir tarafı karla kaplanırken Adıyaman’da kardan eser bir şey yoktu. Barajın etkisiyle kaç senedir kar yağmıyordu. Biz de ‘kar’a hasret kaldık diyebiliriz. Arkadaşlar ‘’Hadi kardan adam yapamıyoruz, hiç değilse kartopu oynasaydık’’ diye dua ediyorlardı.
Bir Pazar sabahı sabah namazı ve kahvaltının akabinde Abuzer Gaffari Hazretlerinin türbesi ilk durağımız oluyor. Ziyaret Köyü’nün girişinde, tepede, manzaralı ve muhkem bir yere sahip.
Kitabesinde 1136 yazıyor. Sahabelerden Abuzer Gaffari’nin gerçek mezarı olmasa da makamı olduğu biliniyor.
Şehre çok yakın -5 km- olmasına rağmen çoğu arkadaşımız ilk defa geliyordu. Fatihalardan sonra, istikametimiz, Samsat ilçemizde medfun bulunan sahabelerden Safvan bin Muattal’ın (ra) kabri. Burasının bir makam değil, gerçek bir kabir olduğu bilinmekte. Ülkemizde Sahabe mezarlarının kesin olmalarına göre sıralanırsa birincisi Ebu Eyyüb-el Ensari’nin türbesi, 2. sırada ise Safvan bin Muattal’ın (ra) türbesi geliyor. Burayı ilk defa görme fırsatı oldu bizim için ve duâlarımızı sıraladık.
Karakuş Tepesi
Kahta’ya doğru ilerliyoruz. Baraj gölünün parıltıları az da olsa gözüküyor. Balıkçıların küçük kayıklarının üzerinde ‘Allah korusun’ yazısını okuyunca, insanımızın inancını yansıtan bir ifade olarak zihnimde kalıyor. Kısa bir göl seyri ve fotoğraf çekiminden sonra bir sonraki durağımız Karakuş Tepesi oluyor.
Karakuş Tepesi, çevreden toplanan taşlarla oluşturulmuş bir krallığa ait mezar. 40 metre kadar bir yüksekliği var. Yüksek bir sütunun üzerinde de tepeye ismini veren karakuş heykeli var. İsmi kara ama geçen uzun yıllardan sonra kuşun karalığından eser kalmamış, Sarıkuş’a dönüşmüş sanki. Tepede bizi sarıbaş ve karabaş karşılıyor.
Bu iki köpeği diğer köpeklerden ayıran orijinal tarafı; gözleri. Bunların gözlerinin renkleri her biri farklı renkte. Bu özelliğin sadece Van kedisine ait olduğunu biliyordum. Ancak farklı renklerle karşılaşınca çok şaşırdık doğrusu.
En Eski Köprü; Cendere
Cendere köprüsü... Dünyanın halen kullanılmakta olan en eski köprülerinden biri. 120 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğinde. Kommagene krallığının eserlerinden ve mühendislik harikası bu eser günümüze kadar ulaşmış. 15 sene öncesine kadar araçların üzerinden geçmesine izin veriliyormuş. Köprünün selâmeti için az ilerisine yeni bir köprü yapılmış. Şimdi sadece insan ve hayvan trafiğine açık. Arkadaşlarımızla hatıra niyetine görüş alıyoruz. Hepsi çok beğendiğini söylüyor.
Kâhta Kalesi Niye Kapalı?
Şeytan Köprüsü’nde öğle yemeğinden sonra Eski Kâhta denilen yerde öğle namazını eda ediyoruz. Dağın tepesindeki Kâhta kalesini gezmek için, tırmandığımızda kapısında kocaman kilidi görmemiz bizi hayal kırıklığına uğratıyor. Kameralardan yetkililere sesleniyoruz, kale niye kapalı diye. Ancak sesimiz kısılmasına rağmen bizi duyan olmadı...
Nemrut Dağına da mesafe olarak pek birşey kalmadığını gördük. Ama yolunun karla kaplı ve bu mevsimde çok soğuk olması dolayısıyla orayı da bir başka bahara bıraktık.
Melih kardeşimizin neşesi geziye ayrı bir renk kattı. Bize odun ateşinde demlediği çayın tadı unutulacak gibi değildi. Çaylar beklenirken İhlâs Risâlesinden okunan paragraflarla maksat hasıl oluyordu.
Kaynak: Yeni Asya
ETİKETLER :
Bahar Karakuş tepesi cendere köprüsü Eski Kahta kalesi