Mehmet Metiner'in yazısı...
Başbakan Erdoğan bende İşkence gördüm dedi...Muhalefet;Mehmet Metiner'in Kitabından alıntı yaparak Başbakanı yalancılıkla suçladı...Başbakan Metiner'le görüştü ve gerçekleri yazdı...
İşte o yazı...
Başbakan İşkence gördü mü?
"Yemyeşil Şeriat Bembeyaz Demokrasi" adlı kitabımda ben 30 yıl öncesine ait bir olay anlatıyorum.
Benim anlattığım olayın içinde bugün Başbakan olan R. Tayyip Erdoğan'da var.
Değişimin öyküsünü kendi özelimden hareketle anlattığım kitabımda yer verdiğim bir olayın yıllar sonra, artık dede olduğum yaşlılık yıllarımda karşıma bir başka amaçla çıkartılmış olmasına hem şaşırdım, hem üzüldüm.
Can Dündar'ın yazısından bahsediyorum. (Bkz. Milliyet, "Erdoğan işkence mi gördü?", 8 Şubat 2011)
Dündar, 80 öncesinde işkence gördüğünü söyleyen Başbakanı benim üzerimden kendince yalanlama yoluna gitmiş. Araya serpiştirdiği o önyargılı ideolojik yorumlar da ziyadesiyle sorunlu.
CHP'li Muharrem İnce bu fırsatı kaçırmamış. Hazır, Batum'un "kağıttan kaplan" sözleri dolayısıyla partisini zor duruma düşürdüğü bir dönemde gündemi saptırmak amacıyla meclis kürsüsünden adımı kullanarak Başbakanı nahak yere suçlamış.
Hüseyin Besli -Ömer Özbay'ın ikilisinin kaleme aldıkları "Bir Liderin Doğuşu" adlı kitapta da aktarılan bu olayın öyküsünün asıl kahramanı elbette o tarihte MSP'nin İstanbul gençlik kolları başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan'dır. O yüzden dün Sayın Başbakanla telefonda bu olayı eni konu konuştum.
Olayı tüm boyutlarıyla yazmam farz oldu.
İŞTE OLAYIN ASLI!
Yıl, 1979 veya 80. Sıkıyönetimli yıllar.
İstanbul'un Kağıthane ilçesinde Komünist örgütlerden biri tarafından öldürülen iki gencimizi Kanarya'da defnettikten sonra trenle geldiğimiz yerlere dönüyoruz.
Yenikapı'dan itibaren izinsiz yürüyüşe geçtik.
Fatih Kıztaşı'nda Hicret Yurdu'nun önüne geldiğimizde etrafımızın çok sayıda asker ve polisle çevrildiğini gördük.
Akşam vaktiydi.
Ezan okunuyordu.
Edip Yüksel'in imamlığında sokak ortasında topluca namaza durduk.
Namazdan sonra askeri araçlarla adını bilmediğim bir kışlaya götürüldük.
Ben kitabımda Davutpaşa diye yazmışım. Başbakan Erdoğan ise Metris diye belirtiyor.
Başbakan Erdoğan'ın ifadesi daha doğru, çünkü ben o tarihlerde İstanbul'da yaşayan biri değildim. Aklımda Davutpaşa diye kaldığı için öyle yazıvermişim. Yeni baskılarında düzeltirim artık.
Can Dündar nedense bu ayrıntıya takmış. Tarih konusunu da gereksiz yere diline dolamış.
Dündar'ın kendisi de dikkatsiz veya ilgisiz olmalı ki benim kitabımı 2008'de kaleme aldığımı belirtmiş. Oysa benim kitabımın Doğan Kitap'tan çıkan ilk baskısı 2004 tarihlidir.
İŞKENCENİN ÖYKÜSÜ!
Yanlış hatırlamıyorsam 160 küsur kişiydik.
Kalabalık olduğumuz için farklı koğuşlara yerleştirildik. İlk gecemizi Başbakan Erdoğan'ın da anlattığı gibi, ayakta dikilerek ve tek tek çağrılıp ifade vererek geçirdik. Yerler su içindeydi. Herkes bulduğu bir yerde kıvrılıp yattı.
Ertesi gün bir meydanda topladılar bizi.
O esnada arkadaşlarımızdan bazıları güreşe tutuşmuşlardı.
Rütbelerini bilmediğim subaylar da ordaydılar.
Güreşi izlerlerken Komutanın Erdoğan'la gülüşüp şakalaştığını yazıvermişim.
Başbakan olayın şakalaşma kısmını hatırlamadığını söyledi.
Haklı olabilir.
Israrcı olmam için bir sebep yok.
Can Dündar, benim olayı bu şekilde anlattıktan sonra söylediğim "Hiçbirimize kötü muamele yapılmadı" sözlerimi hatırlatarak, "Eeee? Hani İşkence?" diye soruyor.
Başbakan Erdoğan'ın işkence gördüğünü söylediği yer Metris değil ki Can Dündar!
Ne benim kitabımda, ne de Besli-Özbay ikilisinin kitabında bundan sonrasıyla ilgili bilgiler var.
İlk defa Başbakanın ağzından duydum ben de Metris sonrasını.
Meğer bizi bıraktıktan sonra gençlik lideri olması hasebiyle Erdoğan'ı ve olaydaki öncülük rolleri dolayısıyla beş arkadaşımızı Fatih Emniyet Amirliği'ne götürmüşler.
Orada dizlerine kadar gelen suyun ve sadece üç kişinin oturabileceği bir bankın olduğu soğuk bir hücrede tutmuşlar. Orada uğradıkları aşağılanmaları anlatmaya gerek yok.
Ertesi sabah odanın camını kırmışlar.
Bunun üzerine yan tarafta eroin bağımlılarının kaldığı sıcacık bir odaya almışlar. Sonrasında da Alemdağ'a sevketmişler. Orada herhangi bir işkence görmemişler.
Savcının karşısına çıkartılan Erdoğan ve bir kaç arkadaşımız serbest bırakılırken Edip Yüksel'le beraber bir diğer arkadaşımız da tutuklanıp cezaevine yollanıyor.
BİLİNÇLİ BİR TEZGAH
Başbakan Erdoğan'ın "Cumartesi Anneleri"ni kabul ederken Türkiye'de yaşanmış acıların tümüne birden sahip çıkan, "Ben de öteki görülüp eza ve cefa çekenlerdenim, yani içinizden biriyim!" anlamına gelen yürekli duruşuna gölge düşürmek isteyen bilinçli bir tezgah söz konusu.
Can Dündar'ın ve Muharrem İnce'nin benim tanıklığım üzerinden Başbakanı "yalancılık"la suçlayan bir tavra yönelmeleri, dahası Dündar'ın fırsatı ganimet bilip solculara karşı İslamcıların sırtının sıvazlandığı tarzında yorumlara tevessül etmesi bu tezgahın bir ürünü.
Şimdi söyle bakayım Can Dündar, Erdoğan ve arkadaşlarına yapılan işkence midir değil midir?
ETİKETLER :
Mehmet Metiner Başbakan Recep Tayyip Erdoğan İşkence